litvanya 84 - türkiye 95 olarak biten maç.
(bkz: birisi)
pınar altuğa danışılası kuraldır...
(bkz: tarihi degistiren cumleler)
gidenin arkasindan dönüşü çabuk olsun ümidiyle yapılan, yalnız ve yalnız türk kültüründe rastlanan gelenek....
"ben harpçi olamam. çünkü harbin acıklı hallerini herkesten iyi bilirim... harp zaruri ve hayati olmalı. öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye harbi girebiliriz. lakin millet hayatı tehlikeye uğramadıkça harp bir cinayettir."
(bkz: yurtta sulh cihanda sulh)
(bkz: yurtta sulh cihanda sulh)
"büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. herkes senin aleyhinde bulunacaktır. herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır, kendini büyük değil küçük, zayıf, vasıtasız, hiç telâkki ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin." diyen liderdir...
emel müftüoğlunun seslendirdiği sezen aksu şarkısı...
oysa sen ay kadar uzak
gögsünde uyuyan baska
yasadigin baska hayat
üstelik utaniyorum
unutuldum unutmuyorum
gülüp gecse cümle alem
inadina seviyorum
degismedim degisemem
degismek istemiyorum
kavusmak degildir ask
kavusmamaktir biliyorum
kimbilir kim daha akilli
korka korka yasanir mi
kacis olsa yürek hala
sevdaya adanir mi?
itiraf et ask esastir
istersen en dibe bastir
küllerinden dogar her gün
her ölüm bir süre yastir
degismedim degisemem
degismek istemiyorum
kavusmak degildir ask
kavusmamaktir biliyorum
kimbilir kim daha akilli
korka korka yasanir mi
kacis olsa yürek hala
sevdaya adanir mi?
oysa sen ay kadar uzak
gögsünde uyuyan baska
yasadigin baska hayat
üstelik utaniyorum
unutuldum unutmuyorum
gülüp gecse cümle alem
inadina seviyorum
degismedim degisemem
degismek istemiyorum
kavusmak degildir ask
kavusmamaktir biliyorum
kimbilir kim daha akilli
korka korka yasanir mi
kacis olsa yürek hala
sevdaya adanir mi?
itiraf et ask esastir
istersen en dibe bastir
küllerinden dogar her gün
her ölüm bir süre yastir
degismedim degisemem
degismek istemiyorum
kavusmak degildir ask
kavusmamaktir biliyorum
kimbilir kim daha akilli
korka korka yasanir mi
kacis olsa yürek hala
sevdaya adanir mi?
cemal süreya’nın 1 nisan 1988 tarihinde çıkan ve bir düzyazı, yirmi şiir, on bir beyit ve on altı dizeden oluşan kitabının adı.
cemal süreyanın 1 nisan 1988 tarihinde çıkan guz bitigi kitabinda yer alan düzyazisi...
"siz, saatleri yaşadınız. zamantaşlarını. niceldir saatler. adsızsırlar. renklerini, kokularını kişiselliklerden alırlar.
aylar birbirinin içinden yürüyebilir. ağustosta bile marta gönderme vardır. yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.
günlerse bambaşka. bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde.
siz, saatleri yaşadınız. henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. tanığınızım.
aylar ayları açıklıyor.
saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor.
açıklanmayan tek şey aşk: en büyük sayrılık ve en büyük sağlık.
günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu.
denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır.
kent yıkılıyor. sokaklar uçtan uca kazılmış. sesimiz radyasyon içinde. mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. gözlem evinde art arda mevsimler sökülür.
mahşerin ortalık yerinde size rastladık. elinizi şuramıza koydunuz.
sürgündük. göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. yanınızda göçmen olduk. bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir.
güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu.
gerçek neydi biliyor musunuz: her şey.
yüz yıl sonra bu gün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? hayat kanıtı. birbirimizin her yönden çağdaşıyız.
siz tebeşirle kara tahtaya ne güzel yazan.
kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan.
saatlerle yaşadınız. düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar.
kızböceği de göründü. gece de uçmaya başlamış.
bakır kaptan günlük kokusu yayılır.
geceyle birlikte.
gece de.
sen serpin, sen nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. benziyordunuz. aynı kişi miydiniz?
iki din var: siyah ve beyaz. gerisi?..."
"siz, saatleri yaşadınız. zamantaşlarını. niceldir saatler. adsızsırlar. renklerini, kokularını kişiselliklerden alırlar.
aylar birbirinin içinden yürüyebilir. ağustosta bile marta gönderme vardır. yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.
günlerse bambaşka. bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde.
siz, saatleri yaşadınız. henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. tanığınızım.
aylar ayları açıklıyor.
saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor.
açıklanmayan tek şey aşk: en büyük sayrılık ve en büyük sağlık.
günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu.
denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır.
kent yıkılıyor. sokaklar uçtan uca kazılmış. sesimiz radyasyon içinde. mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. gözlem evinde art arda mevsimler sökülür.
mahşerin ortalık yerinde size rastladık. elinizi şuramıza koydunuz.
sürgündük. göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. yanınızda göçmen olduk. bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir.
güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu.
gerçek neydi biliyor musunuz: her şey.
yüz yıl sonra bu gün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? hayat kanıtı. birbirimizin her yönden çağdaşıyız.
siz tebeşirle kara tahtaya ne güzel yazan.
kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan.
saatlerle yaşadınız. düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar.
kızböceği de göründü. gece de uçmaya başlamış.
bakır kaptan günlük kokusu yayılır.
geceyle birlikte.
gece de.
sen serpin, sen nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. benziyordunuz. aynı kişi miydiniz?
iki din var: siyah ve beyaz. gerisi?..."
tanrıdan diledim bu kadar dilek (aman aman)
o yarin yüzünü bir daha görek (aman aman)
bana kısmet değil dizinde yatmak (aman aman)
dizinde yatıp da yüzüne bakmak (aman aman)
gel aman anam yanıma kıyma bu yazık canıma
bir kara kaşın bir kara gözün değer dünya malına
ayrılık hasreti canıma yetti (aman aman)
kalmadı gözümün yaşları dindi (aman aman)
bahçenizde lale sümbül gül bitti (aman aman)
eridi yüreğim tükendi bitti (aman aman)
gel aman anam yanıma kıyma bu yazık canıma
bir kara kaşın bir kara gözün değer dünya malına
trt repertuar no: 2224
yöre: erzincan
kaynak kişi: salih dündar
o yarin yüzünü bir daha görek (aman aman)
bana kısmet değil dizinde yatmak (aman aman)
dizinde yatıp da yüzüne bakmak (aman aman)
gel aman anam yanıma kıyma bu yazık canıma
bir kara kaşın bir kara gözün değer dünya malına
ayrılık hasreti canıma yetti (aman aman)
kalmadı gözümün yaşları dindi (aman aman)
bahçenizde lale sümbül gül bitti (aman aman)
eridi yüreğim tükendi bitti (aman aman)
gel aman anam yanıma kıyma bu yazık canıma
bir kara kaşın bir kara gözün değer dünya malına
trt repertuar no: 2224
yöre: erzincan
kaynak kişi: salih dündar
iki yönlü bir mobil ağ sisteminde yayın yapan birim. radyo sistemindeki bir antenden farklı olarak, baz istasyonu hem sinyal alır hem de sinyal gönderir.
abnin en az sigara içilen ülkesi.
ruslarin sicak denizlere inme hayallerini gerceklestirdikleri plajin adi...
bir sezai karakoç şiiri...
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara,
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
sana ne olmuş rosa, bir derde tutulmuşsun.
bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...
şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
içine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar.
günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
gibi ölüm önünde öz benliğim yavaşlar.
öyleyse şu şapkayı fırlatayım ırmağa.
bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
ve kediler her gece sürünür yastıklara.
denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
satılmayan çiçekler, zehirli ve kapkara,
unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır.
bir geyiğin gözleri düşer eriyen kara
ve erkekler kokuyu kediler gibi alır.
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
sana da monna rosa, taş bebeği bıraktık.
ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
senin hatıran kadar allah ve şeytan işi...
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim;
ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura.
tüyüme horozdan çok itimat edeceğim,
itimat edeceğim şu belalı yağmura.
ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim
asılmış bir adamın iki eli yağmura.
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim.
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
ve bir şehir yaratmak, ruhundan gülce diye.
parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
katıvermek sessizce söylenen bir türküye.
ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya,
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni.
sana tavuskuşunun içime girdiğini
son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içime girdiğini, tüyünü yolduğunu
son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
bana da bir çift ak kanat kaldığını
son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara,
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
(1952, kış, yılbaşı gecesi)
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara,
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
sana ne olmuş rosa, bir derde tutulmuşsun.
bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...
şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
içine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar.
günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
gibi ölüm önünde öz benliğim yavaşlar.
öyleyse şu şapkayı fırlatayım ırmağa.
bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
ve kediler her gece sürünür yastıklara.
denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
satılmayan çiçekler, zehirli ve kapkara,
unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır.
bir geyiğin gözleri düşer eriyen kara
ve erkekler kokuyu kediler gibi alır.
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
sana da monna rosa, taş bebeği bıraktık.
ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
senin hatıran kadar allah ve şeytan işi...
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim;
ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura.
tüyüme horozdan çok itimat edeceğim,
itimat edeceğim şu belalı yağmura.
ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim
asılmış bir adamın iki eli yağmura.
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim.
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
ve bir şehir yaratmak, ruhundan gülce diye.
parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
katıvermek sessizce söylenen bir türküye.
ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya,
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni.
sana tavuskuşunun içime girdiğini
son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içime girdiğini, tüyünü yolduğunu
son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
bana da bir çift ak kanat kaldığını
son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara,
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
(1952, kış, yılbaşı gecesi)
bir atilla ilhan şiiri...
boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
gece trenlerine binme, kaybolursun
sokaklarda mızıka çalma çocuk
vurulursun..
boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
gece trenlerine binme, kaybolursun
sokaklarda mızıka çalma çocuk
vurulursun..
kayahanın emrin olur albümünde eşi ipek acar tarafından seslendirilmiş olan şarkıdır.
bir kuru çiçek gibi
saklıyorum sevgini
mektupların eskidi
ne çok özledim seni
yürüdüm gölgem önde
anılarla kol kola
ağlıyor papatyalar
sevda tarlalarında
gün geçmiyor bir hüzün bir telaş
yaşamak ne zor şeymiş be arkadaş
gözyaşlarım kurumuş akmıyor
yüreğim yangın yeri be arkadaş
hay ay ay arkadaş
hay ay ay arkadaş
mektupların eskidi
bir kuru çiçek gibi
saklıyorum sevgini
mektupların eskidi
ne çok özledim seni
yürüdüm gölgem önde
anılarla kol kola
ağlıyor papatyalar
sende olsaydın burada
bir kuru çiçek gibi
saklıyorum sevgini
mektupların eskidi
ne çok özledim seni
yürüdüm gölgem önde
anılarla kol kola
ağlıyor papatyalar
sevda tarlalarında
gün geçmiyor bir hüzün bir telaş
yaşamak ne zor şeymiş be arkadaş
gözyaşlarım kurumuş akmıyor
yüreğim yangın yeri be arkadaş
hay ay ay arkadaş
hay ay ay arkadaş
mektupların eskidi
bir kuru çiçek gibi
saklıyorum sevgini
mektupların eskidi
ne çok özledim seni
yürüdüm gölgem önde
anılarla kol kola
ağlıyor papatyalar
sende olsaydın burada
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?