bilgi günlük

wfftbb
Madem böyle bir köşemiz var, ben de bir kaç şey söyleyeyim. Lütfen sonuna kadar oku.

Ben; kendi halinde, kimseye zararı olmayan, sıradan ve masum biriyimdir. Ama bu masumluğum hayatımın bok gibi olmasına neden oldu.

Çocukken; herkes çok severdi beni. Ben de yaşamayı çok seviyordum. Ama 2014 yılından beri, anlamadığım bir şekilde herşey boka sarmaya başladı.

2015 yılı, 5.sınıfta ortaokula geçtiğim dönemlerdi. Okulun en çalışkan bireylerinden biriydim. Sınıfın da en çalışkan ve akıllı çocuğuydum. Sınıf, yaramaz olduğu için; sık sık sınıfça eksi ve ceza alırdık. 6.sınıf da böyle geçti. 7.sınıfın başlarında sınıfça aldığımız ceza ve eksiler giderek artmaya başladı. Benim de sınıf arkadaşlarımla aram iyice bozuldu. O sene Feride adlı birisine aşık olmuştum. Okulumuzun kantincisinin kızı. Aşık olmaz olaydım. Okulun kursunda aynı sınıftaydık. Bir gün, kursta Feride'ye olan aşkımı itiraf ettim. Daha sonra, bu olay tüm okulda duyulmaya başladı. Sonra sönüverdi o aşk. O, 7G şubesinde, ben de 7D şubesindeydim. Okulda olay çıkarıp ortalığı karıştırdım. Herkesle ilişkilerim daha kötü bir hale geliyordu. Ve sonra müdür sınıf değiştirebileceğimi söyledi. Ben de 7G sınıfına geçmek istediğimi belirtince kabul etmedi. Oraya talep fazlaymış.(bkz: yersen)

O an; başka bir kız da, bunu duymuş ve kendi sınıfı olan 7K şubesini tavsiye etmişti. Ben de kabul ettim. Herşey çok güzeldi. Ve 8.sınıfta K şubesi, kaynaştırma sonucu; 8H sınıfına taşındı. Okulun en belalı sınıfıydı.

Ders bile dinleyemiyordum. Sınıfça eksi ve cezalar devam ediyordu. Artık hayatımdan iyice nefret etmeye başlamıştım. 5 kişi, nihayetinde başka sınıflara şutlanmış ve yerine başka başka tipler gelmişti. Bu gelen tipler, tüm sınıfı bana düşman etmişti.

O sene boyunca yaşadıklarımı bir ben bilirim bir de tanrı bilir. Yalnız, Seymen adlı bir orospu çocuğu vardı ki herşeyin sebebi bu kalleşti. Bu herif güya hemşerim olmasına rağmen tüm sınıfça adıma dedikodu, kavga, vb. durumların olmasına neden oldu. O sene ilk lgsye gireceklerdendik. 2018 yılıydı. Ve sınava girdim. 236 aldım. Herkes beni aşağıladı. Yok ben o sınıfa kendim gitmek istemişim, yok köyde okuyup Türkiye birincileri bilmem ne...

Sınava girmeden birkaç hafta önce okulumuza lisenin müdürü geldi. Proje imam hatip lisesi. Kendi okulunun reklamını yaptı 2 saat. Çocuk aklı tabi. Hedefimi bu okul olarak belirledim. Puanım da yetiyordu.

Lise 1.sınıfta hiç anlamadığım bir şekilde teyzemin kızına aşık olmaya başlamıştım. Ama kafamda ilk kaygılar o zaman belirdi. Ya vermezlerse, ya akraba evliliği yasaklanırsa, ya beni hiç istemiyorsa, ya o Seymen denen göt ile evlenirse.... Tabi bu 9.sınıf, ortaokul gibi olmasa da yine sıkıntılıydı. Bir şekilde atlattık tabii...

Lise 2.sınıf; hayat adına umutlarının tükendiği son şeydi. Sınıflar, başarı seviyelerine göre düzenlenmişti. Ben de en başarılı olanların şubesindeydim. Yavşak müdür, usulsüzlük de olsa, sınıfta kalan 6 öğrenciyi tüm sınıflara 2şer 2şer dağıtmaya başladı. Benim sınıfıma gelen iki kişiden biri yine hemşerim, öteki de aramın iyi olduğu bir tipti. Bu gerizekalılar, buldukları her fırsatta sıraya sert bir şekilde vuruyorlardı. Hemşerim denen tip, yüz olarak Seymen'inkine benziyordu. O yüzden bu tipten ayrı bir tırsıyordum. Bu iki gerizekalı, o kadar sorun çıkarmalarına rağmen sınıftan atılmadılar. Ben de bir konferansta bunu eleştirince, yavşak müdür beni yanına çağırıp bir ton azarladı.

Bu olaylar her gün tekrarlanınca inancımı kaybetmeye başladım. Herşeyi ciddi ciddi sorguluyordum. Tam o dönemlerde covid 19 virüsü çıktı ve okuldan kurtulduğumu sandım. Ertesi yıl olan 11.sınıf uzaktan eğitim dönemiydi. Hiçbir şey anlamıyordum. Antidepresan ilaçları kullanmamla iyice mala bağlamıştım. Herşey çok sıkıcı olmaya başlamıştı. Tabi dini inancım daha sağlam olmuştu. Etkisi geçince de psikolojik sorunlarım tekrar baş gösterdi. Bu durumdan sonra herşeyi sorgulamaya başladım.

Bu sorgulamalar sonucu dinden çıktım ve bunu kimse bilmiyor. Aşık olduğum teyzemin kızı da, ailemdeki diğer kişiler de, içinde yaşadığım mahalle sakinleri de. Tanrıya inanıyorum ama dinlerin; zamanında bazı insanların para,kadın,güç vb. unsurlar için bir araç olarak kullandığını düşünüyorum. Ve akraba evliliği hakkında araştırma yapmaya başladım. Gördüğüm sapıkça yorumlar beni şok etmişti.

Ekşi sözlükte tam da o sene "kuzen ile evlenmenin yasaklanması gerekliliği" diye saçma sapan bir başlık açılmış. 20 sayfa entry girilmiş. Malın biri de "bu devirde kuzenine aşık olan varsa aşk acısı çekiversin" demiş mesela. Senin ben, bunu yazan o ellerini sikeyim. Ne demek lan aşk acısı çekiversin? Bu yasakçı tipler giderek arttığını görünce şok olmuştum. Duran canatan adlı gerizekalı bir prof da "akraba evliliğinin önlenmesi için yasa çıkması lazım" diye haber yapmış. Cahil doktor bozuntusu.

https://tr.sputniknews.com/20210311/prof-dr-canatan-nadir-hastaliklar-evlilik-oncesi-tani-ile-onlenebilir-1044007900.html

İlgili sapık haberi.

Yazarken bile ellerim titriyor sözlük. Bu insanlar nasıl böyle saçma şeyler rahatça söyleyebiliyorlar? Bunları başta çok önemsemiyordum. 12.sınıfta açığa geçtim. Okulu da siktir ettim. Bu sene babamın işyerinde çalışıyorum. Almanya'da olsa 1 hafta sonunda alabileceğim leptobu 3 aydır alamıyorum. Neden? Malum şahıs saolsun; kendine zam yapıyor, benim gibi insanlar da bu bozuk eğitim sisteminde okulu bırakıyor.

Yalnızken uludağ sözlük, kafa sözlük vb. sitelere üye oldum. Uludağ sözlükte de kuzen evliliği yasaklansın tarzında entryler girilmişti. O entryleri girenlerin hemen hemen hepsi siyasi olaylarla da ilgilenirken yazarın biri hiç o tarz entryler girmiyordu. Bu kadın yazar ile neden bunu yazdığını konuştum. Ve bana "umarım yasaklanır da sizin gibi benciller, doğmamış çocuğun hakkına girmez" dedi. Nasıl tartıştığımızın bir önemi yok. Kuzenine aşık bir insana böyle şeyler söylenemez! O kadın yazar iyice bozdu psikolojiimi. Bulduğu her fırsatta diğer yasakçı yazar arkadaşlarıyla beni gömecek entryler girdiler. Kendisinden özür dilememle kapatsakta bu tipten nefretime devam ettim. İmkanım olsa kendisine tecavüz ederim, o derece nefret ediyorum ondan.

İşyerinde hiçbir şey yokken bu kuzen evliliği yasaklansıncı tipler aklıma geliyor. Geldikçe de sinir oluyor, kendimi öldürmek istiyorum. Babam beni en arka makineye göndermiş, bir köşeye atılmış gibiyim.

Artık ölmek istiyorum. Bu ülkeden de, yasakçı insanından da bıktım. Teyzemin kızıyla evlenecek olmam bile birilerini tahrik ediyor.

god of war

galahad
Bu oyunun pc'ye duyurulduğu haberini vermeye geldim. Ama oyun hakkında da birkaç şey söyleyeceğim.

Bugün yapılan duyuruyla god of war(2018), 14 ocak 2022 tarihinde pc platformuna geliyor. Artık bütün playstation özel oyunları pc'ye kesin olarak gelecektir diyebiliriz. God of war bu konuda en belirsiz oyundu, onun da gelmesiyle geriye kalanın önemi kalmadı.

Şimdi konuya gelirsek, ben çok sıkı bir gow fanı değilim. Ancak ps2 zamanlarında epey vakit gömmüşlüğüm var. Sadece oyun olarak değil, mitolojiye yakınlığımdan da dolayı oyuna ekstra samimiyet duyuyorum. Ama bir last of us kadar önemli değildir gözümde.

Burdan oyuna gelirsek, her şeyi neredeyse kusursuz yapan ve eksiklerinin çok az olduğu bir yapım. Teknik olarak kusursuz, hikayesi belki eleştirilebilir ama onu da bence oyun içinde karşılaştığımız karakterlerle falan çok iyi tamamlıyorlar.

Peki benim için bu oyun neden "çok iyi" değil ?

Aslında ilk ve tek sebebi, olayı daha iyi item düşürme mantığına getirmeleri. Kamera açısının değişmesi falan hiç sorun değil. Çok da iyi olmuş ama olayın içine mmo oyunmuş gibi daha iyi zırh, daha yüksek damage olan silah işi girince; ben bi kendimi geri çektim.

Önceden nasıldı, atıyorum hadesi öldürüyorsun aldığın bir tane item var ve bu item yine atıyorum düşmanlara zehir veriyor. Herhangi bir sayısal damage değeri yazmıyor. Verilen hasar belli, işlevi belli. Benim gow serisinde sevdiğim olay buydu.

Bu oyunla birlikte aynı zırhın 30 defansa sahip olanı ve yine o zırhın 40 defansa sahip oluşunu görünce gittim ben. Bakın bu olay yanlıştır demiyorum sadece gow gibi bir serinin dünyasına uyan mekanik değil.

Kratos zaten tanrı anasını satayım. Daha iyi item loot etme işi ne arasın bu oyunda ? Uymadı, olmadı bence. Ancak oyuna bir şeyler ekleyerek çeşitliliği çoğaltmaları gerekiyordu ve yapmak zorunda kaldılar. Yoksa yapımcı ekibin de içine sindiğini düşünmüyorum.

Kısacası gow iyidir, hoştur ama bu bahsettiğim mevzu yüzünden benim için efsane olamamış oyundur.

bilgi günlük

galahad
Yazılacak çok şey var da, yazmanın; konuşmanın kıymeti yok.

Ama öte yandan Biz bizeyiz, tanıdık kimse çıkıp da burada yazdıklarımdan dolayı beni yargılamayacaktır. O yüzden kafam rahat. Ha yargılasa da bu saatten sonra çok da sikimde değil. Neyse...

Konu çok karışık değil. Konu, basit haliyle; hayattan tat alamamak. Bunun dallı budaklı birçok sebebi var elbette. Ülkenin gidişatından tutarsın, nesli tükenmekte olan hayvanlara kadar gider. Lakin genel hatlarıyla, kendi özel hayatım çok boktan be sözlük.

Ben günlük neler yapıyorum, önce oradan başlayalım. Hatta ben kimim ? O daha doğru olur.
Efendim ben 25 yaşına girmiş, güya üniversite okuyan ama bir yandan da silah parça sanayisinde çalışan bir türk genciyim.
Bölümüm tiyatro ama öğrenmekte olduğum işim, sanayi sektörü. İlk ofsayt buradan başlıyor heralde söylememe gerek yok.

Bölüm detaylarına çok fazla girmek istemiyorum çünkü hobi olarak bu bölümdeyim. Ne öğrenirsem, ne yaparssm yanıma kârdır düşüncesiyle buradayım. İleride ındıe bir oyun yapıp, bunun yazarlığını, senaryosunu falan yönetmek gibi plan var. Ama olmayacak bir şey tabi. En kötü ihtimalle sıradan bir insanın konuşmakta zorlanacağı konularda bilgi sahibi olurum. Bu da benim için yeterlidir. Oyunculuk falan zaten ihtimal yok, oralara geleceğiz...

İşime gelirsek de dediğim gibi silah sanayisi. Bunun detayına giremiyorum çünkü yasak. Buraya kadar kimsenin okumayacağını bilsem de en ufak detay vermek bile beni tırstrıyor. Ancak buradan çok büyül ve gizli bir işim varmış gibi durum çıkması da doğru olmaz. Sadece belirtmemeyi tercih ediyorum.

Şimdi bu iki alakasız şeyi toplarsak, günün gündüz kısmında okula giderken, günün akşam kısmında tornanın başında üretim yaptığın bir hayat. Zaman kısıtlı ama beni az çok tanıyanlar bilir, çok oyun da oynarım. Bir şekilde araya sıkıştırıyoruz işte. Nasıl yapabildiğimi ben de anlamıyorum...

Bu anlattığım rutin hayattan çok mu şikayetçiyim peki ?
Aslında bakarsanız, bu döngüden şikayetçi olduğum söylenemez. Evet, zor bir rutin. Bence herkes bunu kaldıramaz. Çünkü okul ve okul sonrasında aşırı derece farklı hayat yaşıyorum. Gece ve gündüz kadar farklılar.
Ama burada ortaya çıkan sorun, benim geçmişten bugüne içime attığım, hep içimde kalan ve hiçbir zaman geçen yıllarıma geri dönemeyeceğim düşünceleri.

Yaş 25 demiştik, boy da 1.72. Genel olarak tipsiz bir vatandaş olduğumu öncrelikle cebe koyalım. Çünkü ileride konu hep buraya gelecek. Sik gibi tipim var demiş miydik, ha demişiz; tamamdır.

Geçen yıllar diyordum, öyle bir geçtiler ki bana sorsanız daha dün liseye ilk kaydolduğum gündü. O gün kayıt olduğumda, içim kıpır kıpırdı. Biraz geç yazılmıştım. Herkes dışarıda oynuyor, arkadaşlar birbiriyle konuşuyordu. Ben de sonunds hayalini kurduğum sosyal çevreye sahip olacağım diye mutluydum. Ancak lise hayatımda kimseyle doğru düzgün arkadaşlık kuramadım. Yaklaşık 16 yaşımda bende bir hastalık başladı. Bunun ismi hiperhidroz, ilk başladığında insan içinde olmaktan çok bunalıyordum. Liseye ilk başladığımda çok konuşan, susmak bilmeyen bir veletken, birden bire içine kapanan, sürekli topluluk önünde rezil olacakmış gibi bir hale büründüm. Bunu benim anlamam tabiki imkansızdı, ailem de bilinçsiz. Durumun ciddiyetini anlayamadılar. İşte o hastalık bir güzel ilerledi, ilerledi ve şu an bugüne geldi.

Yaş 25 ve ben artık insan içinde konuşmasam, sussam dahi vücudum patlayacak noktaya geliyor. Gerçek anlamds ısınan vücut ne yapacak ? Terleyecek tabiki. Ama az falan değil. Böyle sular seller gibi. Bu olay ilk üni sınavına girdiğimde, cevap anahtarımın sırılsıklam olmasıyla sonuçlanmıştı. Sınavı bitiremedim ve çıkmıştım.

Boşuna girdiğim sınav değildi. İnşaat müh. istiyordum ve kendime güveniyordum. Ama ilk sınava girişimde başıma bu olay geldi ve hayatım artık o noktadan sonra hiç eskisi gibi olmadı.

Seneye sınava girecektim tabiki. Aileden beklenti bu yöndeydi en azından ama ben kendimi biliyorum, hastalığın tedavisi yok ve yind aynı şeyler olacaktı. İlk üni sınavına girişten sonraki 3-5 ay içinde bir karar aldım. Bu hastalık benden gitmeyecek, psikiyatri veya psikologla da çözülmüyor. Cerrahi yöntemler de kesin bir sonuç çıkartmayacak... ben en iyisi üniye gitmeyeyim. Gideyim dayımın yanında silah sanayi sektörüne gireyim... o gün bugündür oradayız. Sanırım 5 sene olmuş.

Şimdi sik gibi tipimi cebe koymuştuk ya, bir de son 5 yılını sadece ev-iş-oyun olarak geçirdiğim rutini cebe koyalım.

Sıfır sosyal hayat. Liseyi zaten boş geçmiştim haliyle. Lise sonrası üni sınavındaki rezaletten bugüne kadar hiç ilişkim olmadı. Burayı da cebe atalım. Lazım olabilir....

Geldik artık tam olarak günümüze. Son 5 yılı sürekli çalışma ve bunalmakla geçen ben, zaten sosyal hayattan izole hale geldiğim için ekstra kafayı yemeye başladım. Hastalığımı biliyorum, kimsenin bunun ciddiyetini bilmediğini de biliyorum. Ama bir çılgınlık yapıp, kendimi aşıp, belki de hayatımı değiştirecek potansiyelde bir şey yapmak istedim. Tahmin edeceğiniz gibi o da tiyatro bölümüne girmek oldu. Çok ilaç kullanıyordum ve bir şekilde idare etmeyi başardım.

İşlerin yoluna gireceğini, yavaş yavaş insanlarla iletişim kurabileceğimi düşünüyordum. Bakın burada tekrar hatırlatmak istediğim nokta, üni sınavından sonraki 5 yıllık çalışma sürecimde gerçekten zerre sosyal hayatı olmayan biriydim. Sıfır yani tekrar tekrar vurguluyorum.

İnsalarla iletişim kurabileceğimi düşünüyordum demiştim ya, evet ilk başlarda kolay oldu. Zaten neşeli ve konuşmayı seven bir insanım ama belli zaman sonra okulda ve çevremde dışlandığımı hissetmeye başladım. Herkes benimle konuşuyordu, benimle şakalaşıyordu ama işte odakta değildim diyeyim. Bir noktaya kadar seninle konuşuyorum ama sen sadece arkadaşımızsın gibi bir düşünce.

Tam olarak anlayamıyordum işin aslı, arkadaşım çoktu ama sanki benden tip olarak daha iyileri benden daha çok talep alıyordu. Bunu anladığım an, hoşlandığım kıza açıldım. Kendisi sınıf arkadaşımdımdı. Çok da güzel bir insandı. Ancak beni kibarca reddetti. Bunu garip karşılamadım çünkü imkansız ötesiydi. Ancak kendimi de öyle tipsiz falan görmüyordum. O kaybetti diye düşündüm ve daha konuşmadık.
Geçen yaz aylarında da birkaç tane denemem oldu, bunlar biraz uzun olduğu için detaya girmeyeceğim ama bir güzel reddedildim.

Artık ipin ucunun koptuğu, tam olarak günümüze, bugüne geldik.

Geçen ay dönem başladı. İkinci sınıf olduğum için birkaç tane arkadaşım da tam olarak oturmuştu. Yani çevrem belli oldu diyelim.

Aramızda yaş farkı olmasına rağmen, ilk sınıflardan bir kızla konuşmaya başladım. Ama bu da ilk birkaç günde soğuk davrandı ve yetmedi sırf onunla konuşmamayım diye erkek bir arkadaşıyla çekildiği fotoyu profil resmi yaptı. Ben de soğudum ve bıraktım.

Elde var sıfır diyebiliriz. Yaklaşık 15 yıllık ilişki sürecinde kocaman bir sıfırdan ibaretim. Ama oturmayan bir şeyler var. Yani ne kadar insanlar reddetse de, illaki birisi kabul etmeli değil mi ? Ben de gittim samimi olduğum bir arkadaşıma sordum. Kardeşim nedir bizdeki problem ?

Samimice cevap verdi, dışarıdan keş gibi görünüyorsun dedi. Benim kafa gitti. Zaten oto boka alerjisi olan, terleme hastalığı olan biri, hayatında ağzına alkol sürmemiş, sigara sürmemiş; nasıl öyle görünebilirim dedim.

Ama görüntü yalan söylemiyor. Sadece bugüne kadar benim dikkatimi çekmemişti fazla.
Bunun sebebi de şu, göz altlarımdaki deri çok ince ve terleme hastalığımla beraber bir de uğraştığım alerji problemim var. Tozmuş, parfümmüş, sigara dumanıymış falan bunları kokladığım an direkt burun etim şişiyor ve gözlerimin çevresi daha da morarıyor ve sararıyor. Böyle enteresan bir vücut işte. Hiç alakam olmamasına rağmen dışarıdan baygın, keş tipli biri olarak görülüyorum.

Yani ne yaparsam yapayım, tipsizlik artı bu alerjik reaksiyonlardan kurtulmam mümkün değil.

Etrafıma bakıyorum, adamın jilet gibi tipi var. Benim gibi sağlık sorunları da yok. Eleman hareket etmese bile kızlar onun çevresinde zaten. Şimdi bu adamla ben eşit şartlarda mı yaratılmışız ? Belki de o adam daha büyük hastalıklar atlatmış olabilir, belki hayatı daha boktan ama herifte olması gerektiği gibi bir karizma var ve kadınlar da buna karşı koyamıyor.

25 yaşına gelmişsin ve gerçekten çirkin olduğunu daha dün anlıyorsun. Önceden özgüven, sosyal ortama girmemeden kaynaklı olduğunu düşündüğün şey, aslında senin tipsiz olmanmış. Keşke ciddi olarak bunun farkına varmasaydım.

Buraya kadar okuyan birisi, ulan ben de ciddi bir şey zannettim, sıkma canını karıdan bol bir şey yok diyebilir.
Ama öyle bir dünya yok abi. Bu yaşıma kadar zaten pişmanlıklarla yaşadım. Kimse tarafından tercih edilmeyeceğini ciddi anlamda öğrenmek insanı nasıl bitiriyor, tahmin edemezsin. Yaşamayan bilmez diye bir söz vardır ya, bu da öyle. Ben de bazen arkadaşımı teselli ederken üzülme, takma falan diyorum ama onun acısını yaşamadığım için ne hissettiğini bilemiyorum. Benim acım da farklı, beni de benden başka kimse anlayamaz.

Bakın benim derdim 25 yaşına gelip, tek bir kadın arkadaşı olmaması değil. Hayatımı zaten kadınlar üzerine kurmamışım. Onlar olmadan da yaşamışım zaten.
Ama, ben böyle sik gibi yaşarken bazılarının doğuştan güzel olma şansı, kime göre neye göre veriliyor. Hani burası sınavdı ? E sınav dediğin sistemde herkes eşit şartlarda sorumlu tutulur.
Beni bu dünyaya bok parçası gibi atmışsın. Daha genç yaşlarımda hastalıklarla mücaleye sokmuşsun, bir de üstüne çirkin yaratmışsın.

Ya en dindar adam bile gelse şunun mantıklı izahını yapsa bile inancım bugün bitti artık. Amına kodumun cahil, laf konuşmayı bilmeyen adamı gelip orada hayatını yaşasın. Ben sırf tipimddn dolayı ortamda görünmez adam olayım. Sikerim yapacağınız sistemi. Bugünden sonra artık hiçbir şey sikimde ddğil. Okula da gitmemeyi düşünüyorum. İşi de bırakıcam. Emeği geçen herkesin amk.

hafıza kaybı

independence
kimi sebeplerden ötürü yaşanan kayıp. geneli yaşa bağlı olur ama genç insanlarda da fazla alkol tüketimi sonucunda geçici olarak da yaşanabilir.

misal şahsım adına konuşmam gerekirse fazla alkol tükettiğim günün ertesinde geçen güne dair hemen hemen hiçbir şeyi hatırlamam.

ptt

independence
eger herhangi bir kopru yahut otoyol gecisinizde hgs bakiyeniz yetersizse bir gun icerisinde ve 3 er dakika araliklarla 9 ayri sms atan kurum.

sms i bol buldular sanirim.

tanıtım yazısı

independence
bazi gerizekalilar vardir, sözlüğe gelir kayit olur normal olarak entrylerini bir hafta boyunca girerler, ardindan da dah onceki entrylerini editleyip iclerine link ekleyip bizim farketmeyecegimizi zannederler.

onlarin bu çakallık için sarfettikleri emek haftalar sürer, benim bunu farkedip şahısların kayıtlarını silip entrylerini imha etmem bir saniye sürer.

üstelik eger yazdiklari google tarafindan da okunmuşsa ve daha sonradan silindiği yine google tarafindan farkedilirse ki farkedilir, bu sefer linklerini ekledikleri siteler de riske girer zira google bunu refere iptali olarak algilar ve alakali siteyi cok daha gerilere gonderir.

site sahipleri bu çakallara para verirken birden fazla kere dusunsunler. aksi durumda ellerindeki siteden de olurlar.

diyanet işleri başkanlığının 2022 bütçesi

independence
öncelikle belirtmem lazim, kendi arastirmam degil, bir baska yerde okudum konuyu buraya da aktarmak istedi. ne kadar cok kisi okursa o kadar iyi.

diyanet isleri baskanliginin 2022 senesi butcesi 16.1 milyar tl olmus. 2021 senesinde bu rakam 12.9 milyar tl idi.

diyanet işleri başkanlığı bu ülkede milli eğitim bakanlığı da dahil olmak üzere pek cok bakanlıktan daha fazla butceye sahip ve fakat diyanet isleri internet sitelerinden fetva yayinlamak haricinde ne iş yapar deseniz pek cok kimse bilmez. cünkü camiler bile cami bahcelerinde toplanan bagislarla yenilenir, o bagislarin ne kadar oldugu ve tam olarak nereye gittigi yine kimse tarafindan bilinmez.

çünkü türkiye'de islam dini tam bir ticarethane misali kullanilir. diyanet işleri çılgın paralar alır bütçeden, cami bahcelerinde kuran kurslarinda vs. deli paralar bagis adi altında toplanır ama o paralar nereye gider kimse bilmez.

diyanetin gunluk butcesi bu hesaptan yola cikarak dolari da yuvarlak hesap 9,5tl den hesaplayacak olursak aylık 141,7 milyon dolar, günlük 4,65 milyon dolar civarinda tutuyormus ki bu yine benim hesaplamam degil.

günlük 4,65 milyon dolar.

bugün diyaneti devlet kurumu olmaktan cikart ve dini vatandaşa teslim et, gunluk 4,65 milyon dolari da yine fakir fukaraya dağıt, bak bakalım ülkede aç susuz işsiz kimse kaliyor mu.

sevgili dünürüm

independence
canım sıkıldıkca acar izlerim bu diziyi ben. kimi zaman kahkaha attirir kimi zaman duygulandirir, huzunlendirir. oyle pek cok etkiyi bunyesinde tasiyan nadir türk dizilerindendir.

izlemeyen varsa en azindan bir bölümünü izlemesini öneririrm, sonrasinda tiryakisi olacaktir zaten.

outward

galahad
2019 yılında çıkmış, rpg ve hayatta kalma oyunu. Sadece 10 15 kişilik bir ekip yapmasına rağmen inanılmaz büyük ve etkileyici bir dünyası var. İmkan versen adamlar neler neler yapar da şu hali bile piyasadaki çoğu rpg oyuna kafa tutar.

Çok severek oynadım ve ana hikayesini yaklaşık 100 saatte bitirdim. Şu an ilk ek paketine geçtim. bir tane daha var. Sanırım ek paketlerle 200 saate dayanacağız.

Komple her şey bittikten sonra inceleyeceğim. Ana oyun için konuşursak rahatlıkla 8/10 verebilirim. Ek paketler bakalım neler katacak, bunu daha sonra konuşacağız.

vekaletname

independence
2021 senesi ücreti 192 tl dir.

yazili bir a4 kağıdı ve bir imza mühür 192tl.

yemin ederim hayalimde noter olmak var.

edit:288t 347kurus olmus.. yemin ederim yazik bizim insanimiza ya, nereden ne gecireceklerini sasirmislar.

özlem gürses'in kendisine edilen küfrü canlı yayında okuması

independence
özlem gürses'in bir haber videosu bir yerlerde yayinlaniyor, altına da birisi yorum olarak agiza alinmayacak şeyler söylüyor, özlem gürses de bu küfürleri canlı yayında sansürsüz olarak okuyor.

her gun daha fazla merak ediyorum, bu ülke nereye gidiyor.

ha bu arada küfürler ile alakali savcilik takipsizlik karari vermis küfrün kime edildigine dair net bilgi olmadigi icin. küfür direkt şahsa isim verilerek ediliyor ama savci kime küfür edildigini anlamiyor. adalet bu işte!

the batman

galahad
Riddler'ı da starbucks kahvesine koymazsın ya. Çok itici olmuş. Zaten filmin az çok ne olacağı da belli.

Fragman için konuşursak, nolan üçlemesine yaklaşma ihtimali zor olan film.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol