confessions

firambogaz

- Yazar -

  1. toplam entry 10312
  2. takipçi 2
  3. puan 177204

hayatta başarılar diliyorum

firambogaz
ebru gündeş’in kaçak albümünde yer alan bir şarki...

bir hikaye daha bitti bitiyor
goz gore gore kacip gidiyor elden
ne hazindir hayat eksiliyor sabrederken
git gide imkansizlasiyor
tende vakit gec, canda erken
her insan digerine benziyor kaybederken

aci gunler var onumuzde
kurudu yaslar gozumuzde
duramadik ki sozumuzde
tarih tekrar ediyor

hayatta basarilar diliyorum
hayatta basarilar diliyorum
laf olsun diye degil samimiyim
iyiligini istiyorum

söz:sezen aksu
müzik:amr mostafa

kac kopyayiz biz

firambogaz
bir can dündar yazisi...

hiç düşündünüz mü orjinal kişiliklerinizden

kaç kopya çıkarılabileceğini?

kaç farklı hayatı birarada yaşadığınızın far­kında mısınız?

istemeden yaptıklarınız isteyip yapamadıklarınız, gündüz yapıp gece pişman oldukları­nızla nasıl çaresizce baş­ka başka dünyalara doğ­ru kanat çırpmaya

çabaladığınızı farkediyor musunuz?

bir dost nikahının or­tasında birden bastıran hüznün, bir büyüğün ce­nazesinde karşılaştığı­nız eski bir sevgiliyle çı­kagelen coşkunun, sizi nasıl kopya kopya çoğalttığını ve tek bir sizden ne çok sizler yarat­tığını biliyor musunuz?

sınırlı bir hayatı çabucak tüketmek için dörtnala koşturup dururken, bir an olsun, durup, geride kaç farklı ayak izi bıraktığımıza dikkat ediyor musunuz?

halen sinemalarda gösterilen "multipli city" (dördümüze bir eş) işte bu sorulara ya­nıt arıyor. filmin kahramanı (michael kreaton) çağdaş bir hastalığın kurbanı; işinden başını kaldıramayan, oradan oraya koşturmak­tan ne evine, ne sevdiklerine zaman ayıramayan ve sonunda hiçbirşeyi doyasıya yasayama­dan bitkin düşen bir "işkolik"...

bu çıkmaz sokakta debelenip dururken in­sanların benzerim üretmeyi başarmış bir genetik araştırmacıyla tanışıyor ve kendisinden bir kopya çıkarttırıyor. böylece işine aslını, evine kopyasını göndererek durumu idare ediyor. ancak zamanla bu da yetmez oluyor. kopyalar önce üçe, sonra dörde çıkıyor. so­nunda aynı adamdan, çılgın, serseri, evcil, iş­kolik kopyalar türüyor.

yönetmen harold ramis, güncel bir sûru­nu sinema teknolojisinin de yardımıyla ve mizahi bir dille perdeye taşırken, çağdaş insanın iç dünyasındaki kimlik krizini ve karmaşayı da olanca çıplaklığıyla sergiliyor.

senaryoya bakınca sormadan edemiyorsu­nuz:

sahi kaç kopyayız biz?

aynı beden içinde kaç farklı ruh halini aynı anda yaşayıp, kaç farklı kişiliğe bürünebiliyoruz?

bu kişiliklerin hangisi biziz, hangisi fotoko­pimiz?

james bond filmlerindeki kibar, yakışıklı ve aynı zamanda da güçlü ingiliz salon erkekle­rini hayran hayran izleyen kadın mı size daha yakın, yoksa motorsikletli bir james dean serseriliğine tutulup maceralar özleyen mi?

ne zaman maryl streep’in çehresindeki duruluğun ve gizemin büyüsüne kapılıp din­gin hayatlar hayal ettiğinizi, ne zaman herşeye boşverip madonna’nın isyana ve günaha çağıran sesine koştuğunuzu kendinize itiraf edebilir misiniz?

huzurlu bir dağ başında sadece ırmak şırıl­tısı ve kuş sesleriyle sakin bir hayatı düşleyen bıkkınlar mısınız, yoksa deniz kenarında bile televizyonlarım ve cep telefonlarını elinden bırakamayan gönüllü kent mahkumları mı? ya aynı anda ikisine birden özenmenizi nasıl açıklayacaksınız..?

hangi kopyanız "kaçıp gidelim uzaklara diyor, siz sıkı sıkıya bu topraklara bağlı dururken...

üfürükçülük adı altında bastırılmış içgüdü­lerinden cinsel fantaziler üreten din adamla­rını, ölümcül hırslarını sahte bir gülücükle maskeleyen siyaset ikonalarını, maçlarda bi­rer küfür mitralyözüne dönüşen kibar işa­damlarını görünce sistemin ne çok kopya ürettiğine şaşıyor musunuz?

kinler, sevgiler, öfkeler, kahkahalar ve göz­yaşlarıyla örülmüş, çok kopyalı bir hayatı na­sıl kendinize bile söylemeye cesaret edemedi­ğiniz bir tür iki (üç-dört..?) yüzlülükle yaşayıp gittiğinizi farkediyor musunuz?

her akşam haberlerin karşısında genç me­zarların ardından gözyaşı dökerken, sonra nasıl birden unutup kendi bencil dünyanıza çekilebiliyorsunuz?

resmi bir toplantının ortasında, aklınızdan masanın üzerindeki kalın raporun sayfaların­dan oyuncak uçaklar yapıp, tek tek aşağı at­mak geçerken hala büyük bir ciddiyetle kös kös oturuyor olmanızı gülümseyerek mi ha­tırlıyorsunuz, üzülerek mi..?

aklınızdan geçeni yapamamanın, ruhunuz kopya kopya çoğalırken asıl hayatı tek kopya olarak tüketiyor olmanın bedelini biliyor mu­sunuz?

kopyalarınızı, orjinal kimliğinizle konuştu­ruyor musunuz hiç...?

içinizdeki canavar, ruhunuzdaki melekle hesaplaşıyor mu?

hangisinin ne zaman, nasıl ortaya çıkacağı­nı denetleyebiliyor musunuz?

siz kopya sandıklarınızın bir bileşkesi misi­niz, yoksa kopyalarınız da aslınıza mı benzi­yor?

bilmeden her kopyada aslınızı yeniden mi üretiyorsunuz?

göçüp giderken ardınızda kaç asıl, kaç su­ret bırakacaksınız?

kaçının hatırlanmasını isteyecek, kaçından utanacaksınız?

sahi, kaç kopyasınız siz...?

hangisi sizsiniz, hangisi fotokopiniz...?

hayal oyunu

firambogaz
bir can yücel şiiri...

ellerindi ellerimden tutan

ellerimdi ellerinden tutan...

bıraktığı anda ellerimiz ellerimizi

gökyüzüne vuracaktı gölgeleri ellerimizin

kimbilir kaç martılar halinde...



bir masada karşı karşıya

seyrederken dudaklarını senin,

dile gelmiş ilk türkçeydik...

henüz başlamış külrengi bahar,

ne savaş, ne barıştık biz...



bu dünyaya yeni gelmiş bir diyar

manolyaya gece konmuş kumrular...

pazar akşamları

firambogaz
bir orhan veli şiiri...

şimdi kılıksızım, fakat
borçlarımı ödedikten sonra
ihtimal bir kat da yeni esvabım olacak
ve ihtimal sen
yine beni sevmeyeceksin.
bununla beraber pazar akşamları
sizin mahalleden geçerken,
süslenmiş olarak,
zannediyor musun ki ben de sana
şimdiki kadar kıymet vereceğim ?

balık ağzı

firambogaz
bir halim şefik güzelson şiiri...

bu bir kılıçbalığının öyküsü

yazılmasa da olurdu

ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu

uskumrunun arkasından gidiyorduk

sürünün içinde ben de vardım



sırtımda bir zıpkın yarası

mutlu olmasına mutluydum

nedense gitmiyordu kulağımdan

bir türlü o "ağ var" sesleri



denizkızı girmiş düşünceme

ben iflah olmam

dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı

dolanınca ağa çok geçmeden küserim

bir çocuk bile çeker sandala beni

bu kadar ağır olmasam

beni böyle koşturan yaşama sevinci

kanal boyunca bir o yana bir bu yana



siz yok musunuz siz derya kuzuları

kestim kılıcımla karanlığını dibin

yakamoz içinde bıraktım suları

ah ayaz gecelerde olur ne olursa

sırtımda bir zıpkın yarası



alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün

iri gözlerimde keder

kılıcımda hüzün

satın beni, satın beni

rakı için

bahar gelme üstüme

firambogaz
bir can dündar yazisi..

bahar, yalvarırım çek git işine!..
salma üstüme çiçeklerini,
...aklımı çelme!..
her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor.
ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek...
kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem...
kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek...
yapma bunu bana bahar,
böyle üstüme gelme...!


* * *


zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı...
çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime...
kalbimin buzları erimiş.
göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir...
bir de sen çıldırtma beni...
krizdeyim ben... tembelliğin sırası değil, uyamam sana...
al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol.
meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni...
bulutların üşüşmesin başıma...
girme kanıma benim...
...yoldan çıkarma...!


* * *


sen ki en cilvelisisin mevsimlerin,
afrodizyakların en etkilisi,
sevdanın suç ortağısın.
kıyma bana...!
biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin.
tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin...
o iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman...
ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin
uçuştuğu günbatımları...
tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan...
buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında...
yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz...
hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden... yüreğim viraneye...
her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da...
ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.


* * *


iyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar...
iş açma başıma...
git işine!
yoldan çıkarma beni!..

çıplak

firambogaz
bir murathan mungan şiiri...

iki çıplak yara

iki çıplak düşman

şimdi karşı karşıya

artık herşey olabilir

artık bütün dünya karanlık imkan

geç geçebilirsen ruhum

bir daha buralardan



aşktaki düşmanlık değil

düşmanlıktaki aşk

onları şimdi birbirinden ayıran

ruh ölür, beden unutur

av kurtulur kendine kurduğu

mazinin tuzağından



kendinin sonuna geldi mi

yeniden görür insan

çıplak hüküm, acı özgürlük!

kana karışan aşk zamana intikamla sızar

bilirim, çok geçtim buralardan

benim zaferim ayrıldıktan sonra başlar



aşkta zafer olmadığını anlayana kadar



yenildik

firambogaz
bir ahmet telli şiiri...

şimdi kim bilebilir zakkumun
o kekre tadını bizim kadar
tenimize sinmiş sülfür kokusunu
soluğumuzdaki cıvayı kim duyar

intikamcıydı bilim, sezgimizse
gölgesi sulara vuran bir ceylan
neyi yaşamışsak ömrümüz diye
derimize yazdı o vak’anüvis
kehribar saplı bir hançerle

kehânet kuyularında sınandık
terkettiğimiz her şehir yakıldı
anıtlar dikildi kahhar ve kutsal
zamansa bir karadeliğe dönüştü
belleğimizin oksitlenen çöllerinde

çöl ve moraran cesetler, rüya
kâbusa dönüyor cinnet saatidir
coğrafyanın bu yakasında bir halk
kendi oğullarını boğazlıyor artık
kûfi bir cesaret oluyor cinnet

biz keder diyorduk, tarihmiş
dilimizde işte o kil ve kül tadı
şimdi kim bilebilir yenilginin
o kekre kokusunu bizim kadar
soluğumuzdaki cıvayı kim duyabilir

söyleyemedim

firambogaz
düşlerde sevdim seni söyleyemedim
sessiz öptüm nefesini söyleyemedim

sana ben şiirler sözler büyüttüm
sana ben baharlar yazlar büyüttüm
sana ben hummalı gizler büyüttüm
söyleyemedim

şarkılar yazdım sana okuyamadım
hep yanımdaydın oysa dokunamadım

sana ben hayaller düşler büyüttüm
sana ben gözümde yaşlar büyüttüm
sana ben hummalı aşklar büyüttüm
söyleyemedim

cevdet bağca

tikanip kaldığında hayat

firambogaz
bir can dündar yazisi...

bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde, yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, dağlara dönmeli yüzünü insan...

yeni patikalar,yeni yollar seçmeli,yüreğini ferahlatacak; yeni insanlarla tanışmalı,yeni keşifler yaparak...hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli! her geçen gece,ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da, o dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri; küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin birkaç durak önce inip servisten,otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; gördüğünü hissedebilmeli!

sağlığını kaybedip,ölümle yüz yüze gelmeden önce, değerli olabilmeli hayat ! illa büyük acılar çekmemeli,küçük mutlulukları fark etmek için! başkasının yerine koyabilmeli kendini;

ağlayan birine "gül ". inleyen birine " sus" dememeli ! ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli! şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; sevgisiz,soysuz kalarak! dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...

güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...karda, yağmurda; sevincine,coşkusuna ;fırtınada boranda; öfkesine,isyanına ortak olabilmeli doğanın!

bir çocuğun ilk adımlarında umudu ; bir gencin düşlerinde geleceği ; bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli ! çalışmadan başarmayı,sevmeden sevilmeyi,mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli! ama küçük, ama büyük ; her hayal kırıklığı, her acı;
bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için ; kaçırmamalı! çünkü ; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için , hiç çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan neşesizdir kahkahaların ; merhaba dememişsen , anlamsızdır elvedaların...

ne, herkesi düşünmekten kendini , ne ; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı ! bilmeli ; çok kısa olduğunu hayatın hep vermek ya da hep almak için... sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil , söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere... hafızası olmalı insanın ; hiç değilse aynı hataları ,aynı bahanelerle tekrarlamaması için ! soruları olmalı , yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak !

dostları olmalı ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak! herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi ; ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki , hakkını verebilsin sevdiklerinin... zaman bulabilsin; bir teşekkür, bir elveda için... yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;

ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan ! tıpkı , her şeye sahip olamayacağı gibi ...

zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...!

ayrılıkta söylenmis bir yaz türküsü

firambogaz
bir afşar timuçin şiiri...

gözlerine bakar ağlar
bu son şarkı
son umut

gitme hep burada kal
bizimle kal bu kıyıda
her yanına dokundum bakışının
her yerini tanıdım göklerinin
gün boyu sende uçtum
dinlendim dallarında
atlılar gibi yoruldum yanında
uyudum

ölür kıyı ölür yazlar
alır götürür karakış
her bahar her umuda zorunlu mu
neden yolcusun bu kadar
gideceksen
al götür umudumu
al götür sonuna kadar




sıcak saklayin gecelerimi

firambogaz
bir nevzat çelik şiiri...

geçici ayrılık benimkisi
ilkyaz çiçeğine gebeyim
ağıtlar yakmayın adıma
ben ölmedim ölmeyeceğim

sıcak saklayın gecelerimi
karlar altından çıkıp geleceğim
düşlerinizin ateşinden
ılık bir rüzgar gibi eseceğim

demlice bir çay koyun üstüne
aç çocuk gibi besleyin sobayı
nasıl tütüyorsanız gözlerimde
öylece tütsün buharı

uzunca serin yatağımı
boyunca uzansın ayağım
el aman deyince gece
usulca kıvrılır yatarım

can canım canlarım
hazır mı koynunuzdaki yerim
gün olur gecikmiş çocuk gibi
bağıra çağıra gelirim



94 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol