confessions

firambogaz

- Yazar -

  1. toplam entry 10312
  2. takipçi 2
  3. puan 177221

sokak

firambogaz
bir onat kutlar şiiri...

durmadan değişen bir kentte selvilerin
anılarıyla uğuldayan bir sokaktı
yüksek ve külrengi yapıların tepesinde ikindi
sarı bir ışıkla vururdu pencerelerin donuk ve sessiz
krater gölcüklerine
orada yaşlılar otururdu tozlu iğne yastıkları ve güz
sararmış martıların eğri yağmurlarıyla gelir tarardı
yüzlerinde unutulmuş sepya boşluğu
karınlarına ölümün tohumlarını ekerdi aşağılarda
hafif bir lağım kokusuyla karışık kahve
ve anason çiçekleri satılan
küf rengi ırmakların sokağında ehliyetli kurbağalar
safa pezevenkleri ve geçmiş kaçakçıları
arada inatçı arnavutların
durmadan yenilediği kaldırımlardan
gülleri örselenmiş kadınlar geçerdi farkedilmeyi
bekleyen erken kararmış lidya gümüşleri genç kızlar
kanlı bayrakların yelkeniyle arada
tersane işçilerinin kadırgaları geçerdi ilkyardıma doğru
siren sesleri sivaslı kapıcıların granit belleğine
bulanık izler bırakırdı

günlük işlerin bittiği saatlerde yani geceleri
sokak bir kerhane gibi işlerdi bahriye gediklileri
denizi ve orospuları aynı anda gören evlerin
duvarına arabesk bir savaşın tarihini yazarlardı: aşk
binliklerin mor jileti çalışırdı kapılarda titreyerek ve derin
bir yarıkla açarak feodal zamanın surlarını
sabahın eteklerine ulaşırdı

oradan başıboş çocuklar çıkardı yaşamın çöpçüleri
doğulu çocuklar plastik ayakkapları ve kendi gövdelerindeki
ölü ana sıcaklığına sarılan kollarıyla
süpürürlerdi gecenin artıklarını
solgun iğneleriyle ilk ışıkların dikerdi ağırbaşlı halk
kentin zarını yeniden ve gün
başlardı

orada sevdim seni
sokağı denize bağlayan geçitte orada
geceyi gökkuşağına bağlayan günlerin saçını hızla örerdi zaman
sevecen sorgulu uysal yüreğin
bir çimen türküsüyle açardı soyağacının gizli bahçelerini
çılgın bir büyücüye, orada kan ırmağından
geleceğin şarabını çıkardım ve yanan günlerden altın
bir şiir çıkardım güzelliğinin kapalı yapraklarından
bozkır ortasında ırmak kuyu dibinde gökyüzü bir özgürlük
esintisi zindanlarin avlularindan

unutma ben yokolunca değişince kent ve bir yoksulun
o günlerden
sana bağışladığı söz ülkesi yitip gidince
sonsuz ve isimsiz bir deniz kalacak bir de çamagacı
benim sularımla öpüşen.

one for the road

firambogaz
bir onat kutlar şiiri...

akşam ağaçlarla kaplı sevgilim ve eteklerine
saçılmış yedi bakır göl olan kentte
mavi bir pelikan ayağı gibi
düşünceli duruyorum
hiç bir sey yazmaksızın, nicedir
geliştirilemiyen bir şiir
yaşam tutkusu

akşamları bir uçurum gibi derinleşen
kalabalık barların kıyılarında
bir ağaca yaslanıyorum ıslanmak için
usulca yağan sarı bir çamın
iğneleriyle, yüzümde bir opus sıcaklığı
gelip geçen kadınlardan
ve nedense hiç geçmeyen
kaçış duygusu

akşam olmadık şeyler düşünüyorum bir idam mahkumunu,
kahvaltıda ne yediğini çöpcü çocuklarının
kalabalık bir caddenin ortasındaki çınarın
hangi mevsimde budandığını niçin
savaşlarda yitmiş ordular gibi
görünmeden geçtiğini dostlukların
bir menekşe yaprağının bir kuleden
bizim için sessizce
savrulduğunu
akşamları geç saatlerde sevgilim
gizli bir şiddet sarıyor kasıklarımı
her saat başında yarı çıplak melekler
beliriyor gölgeli yatağımın
ayak ucunda ve toplayarak
diş kırıklarını bir adak gibi
cennetin kapısına bırakıyorlar
karşılığında, ne var sahiden karşılığında?
hamiline yazılı bir bağışlanma çeki
ya da uyku

günlük şiirler

firambogaz
bir onat kutlar şiiri...

sen gittikten sonra iki çalgıcı
turnalar semahını çaldı ve kimse dinlemedi onları
benden başka. sarımsak kokusunun
yoksulluk ve rakıyla buluştuğu saygısız kalabalıkta
kimse duymadı beni terkeden
kanatların bıraktığı esintiyi. biri incecik öbürü kalın
iki tel vururken çalgının yüreğine
nicedir aklımı kurcalayan bertold brecht’in
"sevenler" şiirini düşündüm bir yaşamdan ötekine
yanyana uçan iki turnayı. taa yirmisekizlerden.
"güneşin ve ayın az değişken dilimleri altında
uçup giderler yine, böyle tutkun birbirine.
hey, nereye gidersiniz? - hiç bir yere - nerden gelirsiniz?
her yerden. sorarsınız, ne zamandır birliktesiniz? diye.
az zamandır. ne zaman ayrılacaksınız peki? - yakında."
çıktığımda hava acıktı ikindi güneşi gibi
nicedir ısıtmayan parlak ayın az değişken dilimleri altında
yürürken sordum kendi kendime. nereye gidiyorsun?
hiç bir yere. ne zamandır yalnızsın? bilmem, denize
ve ayışığından yapraklar kesen
şiire sormalı bunu. daha yazılırken
bir anıya dönüşen şiirlere
sordum kendi kendime ne yapılabilir çamurdan? heykel
acilardan? aşk. yoksulluklardan
bir devrim bile yapılabilir. ama hiç bir sey
hiç bir sey yapılamaz ayrılıklardan.
sen, çalgıcılar ve ayışığı çekip gittiniz uykunun
eşiğine vurulmuş bir turna gibi dönerek
düşerken sordum otuzdokuzlardan bertold brecht’le birlikte
"ne yapmalı peki?" aklim dokunacak
bir baska akıl arıyor. nicedir yabancı denizlerde
yıkanan tenim baska bir teni. "ne yapmalı?"
biliyorum yağmur yağmaz yukarı doğru yeniden
acımaz olur, silinir gider izi bıçağın.
ama hiç bir rüzgar doldurulamaz boş kalan yerini,
bir yaşamdan ötekine
birlikte uçan turnaların yerini
gökyüzünde.
126 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol