bir oktay rifat şiiri...
rengi üzümden kara
beli iğneden ince
bu yükle çıkılır mı
yokuşlardan karınca
nedir bu dünya hali
nedir bu bozuk düzen
dün çıktı yumurtadan
bugün sevdalı kumru
kaşla göz arasında
şahin kapar kırlangıcı
ceylân kanına girer
su başında canavar
bütün yük benim üstümde
düşünmek lâzım hepsini ayrı ayrı
dünyasından habersiz
dünyaya gelen yavru
güneşin şarktan doğmasını sağlamalı
şaşırmaya gelmez
sonra bana düşer tasası
çocuğu soksa arı
ayağı kanasa tilkinin
bir hal olsa kuzuya
oktay şu kurdun kuşun
sana lâzım mı derdi
bir oktay rifat şiiri...
ne ettim de bâd-ı saba ile yolladım
gurbet elden nazlı yâra selâmı
yetiş imdadıma telli telefon
ayağına düştüm posta tatarı
aya bakar mektubunun gelmesi
kara bahtım söyler kahve telvesi
bir şey değil verem olup ölmesi
üstümden hasretliği atamıyorum
sensiz döşeklerde yatamıyorum
ne ettim de bâd-ı saba ile yolladım
gurbet elden nazlı yâra selâmı
yetiş imdadıma telli telefon
ayağına düştüm posta tatarı
aya bakar mektubunun gelmesi
kara bahtım söyler kahve telvesi
bir şey değil verem olup ölmesi
üstümden hasretliği atamıyorum
sensiz döşeklerde yatamıyorum
bir oktay rifat şiiri...
gözlerin var ya çekik kara kara
önce gözlerindi en güzel ışık
beyaz dişlerindi bacakların omuzun
damalı örtüde bir kâse çorba gibi
buğulu bir lezzetti karıkocalık
şimdi bir çınar yeşeriyor içimde
bir şarkı söyleniyor uzun uzun
hürriyetin rüzgârlı bayrağı oldu
bize yeten aydınlığı sevdamızın
aman dayanamazsam ne etmeli
bütün pencereler üstlerine açık
kimler soyar çocukları kimler örter
biri on bir yaşında öteki küçük
ya anne diye bağırırsa uykusunda
belki korkmuş belki de susamıştır
geceleri su içmeye alışık
çorap öyle mi giydirilir don öyle mi bağlanır
gömleği bir tuhaf sarkıyor arkasında
çocuklara bakma dayanırım
gide gide çoğaldım halkım ben artık
dağ taş kalabalık kalabalık
satar mıyım onları onlar da çocuklarım
ben kadınım çocuklarımla varım
telefon nafile açmam seni
söylemez dillerim yarınla bağlı
tutmaz parmaklarım kocamdan belli
telefon benim ki de analık
çocuklara bakma dayanırım
sevgiydim önce bir çeşit incelik
şimdi işe yarıyorum kaba saba
tuzlu bir deniz kokusu havada
benimle başladı bu müthiş tazelik
benimle yaklaştı güzel günler
o günlerin eşiğinde beni hatırlayın
hatırlayın onların vahşetini
her telefon çalışta kesik kesik
gözlerin var ya çekik kara kara
önce gözlerindi en güzel ışık
beyaz dişlerindi bacakların omuzun
damalı örtüde bir kâse çorba gibi
buğulu bir lezzetti karıkocalık
şimdi bir çınar yeşeriyor içimde
bir şarkı söyleniyor uzun uzun
hürriyetin rüzgârlı bayrağı oldu
bize yeten aydınlığı sevdamızın
aman dayanamazsam ne etmeli
bütün pencereler üstlerine açık
kimler soyar çocukları kimler örter
biri on bir yaşında öteki küçük
ya anne diye bağırırsa uykusunda
belki korkmuş belki de susamıştır
geceleri su içmeye alışık
çorap öyle mi giydirilir don öyle mi bağlanır
gömleği bir tuhaf sarkıyor arkasında
çocuklara bakma dayanırım
gide gide çoğaldım halkım ben artık
dağ taş kalabalık kalabalık
satar mıyım onları onlar da çocuklarım
ben kadınım çocuklarımla varım
telefon nafile açmam seni
söylemez dillerim yarınla bağlı
tutmaz parmaklarım kocamdan belli
telefon benim ki de analık
çocuklara bakma dayanırım
sevgiydim önce bir çeşit incelik
şimdi işe yarıyorum kaba saba
tuzlu bir deniz kokusu havada
benimle başladı bu müthiş tazelik
benimle yaklaştı güzel günler
o günlerin eşiğinde beni hatırlayın
hatırlayın onların vahşetini
her telefon çalışta kesik kesik
bir oktay rifat şiiri...
nedir bu benim çilem
hesap bilmem
muhasebede memurum
en sevdiğim yemek imam bayıldı
dokunur
bir kız tanırım çilli
ben onu severim
o beni sevmez
nedir bu benim çilem
hesap bilmem
muhasebede memurum
en sevdiğim yemek imam bayıldı
dokunur
bir kız tanırım çilli
ben onu severim
o beni sevmez
bir oktay rifat şiiri...
i
ben bir bahriye neferiyim
gözlerimi balıklar yedi
görmek ve ağlamak bitti benim için
uzun boylu adamdım sağlığımda
inanmazsanız elbiselerime bakın
biri diyor ki ben de askerim
ne farkım var öteki ölülerden
eskiden evlerde otururduk
dışında kaldık bütün kapıların
şimdi duvardan geçiyoruz
biri de diyor ki
uzunluğuna kollarımın hâtırası
hâlâ başım ağrıyor
yalan hepsi bunların inanmayın
biz yokuz diyor bir başkası
ii
akraba ölülerin kılığında geliyorlar
kolayca girmek için odama
bir bakıyorum amcam kardeşim
bir bakıyorum polonyalı bir gedikli çavuşu
hemen de konuşuyor
bir kızım vardı beş yaşında
ölmüş şimdi beraberiz
içi sıkılıyor burada
ellerini varşovada unutmuş
çember çeviremiyor
ve bir ses
ne patates çapalamak
ne taş kırmak
ne de yük taşımak pazara
burada rahatım iyidir
biri de karısını merak etmiş
evden haber soruyor bana
üstümden kaputumu aldılar
öldüğüm zaman
üşüyorum
önümüz de kış
sonra bir ağızdan konuşuyorlar
iii
bir bardaktan su içiyoruz
birlikte yemek yiyoruz akşamları
kimisi sevgilimize âşık
kimisi evlât olmak istiyor anamıza
sebepsiz gidip geliyorlar vapurlarda
tramvayda aramıza giriyorlar
yeniden uzun uzun yaşamak istiyorlar
bizden ayrılmadıklarına bakılırsa
i
ben bir bahriye neferiyim
gözlerimi balıklar yedi
görmek ve ağlamak bitti benim için
uzun boylu adamdım sağlığımda
inanmazsanız elbiselerime bakın
biri diyor ki ben de askerim
ne farkım var öteki ölülerden
eskiden evlerde otururduk
dışında kaldık bütün kapıların
şimdi duvardan geçiyoruz
biri de diyor ki
uzunluğuna kollarımın hâtırası
hâlâ başım ağrıyor
yalan hepsi bunların inanmayın
biz yokuz diyor bir başkası
ii
akraba ölülerin kılığında geliyorlar
kolayca girmek için odama
bir bakıyorum amcam kardeşim
bir bakıyorum polonyalı bir gedikli çavuşu
hemen de konuşuyor
bir kızım vardı beş yaşında
ölmüş şimdi beraberiz
içi sıkılıyor burada
ellerini varşovada unutmuş
çember çeviremiyor
ve bir ses
ne patates çapalamak
ne taş kırmak
ne de yük taşımak pazara
burada rahatım iyidir
biri de karısını merak etmiş
evden haber soruyor bana
üstümden kaputumu aldılar
öldüğüm zaman
üşüyorum
önümüz de kış
sonra bir ağızdan konuşuyorlar
iii
bir bardaktan su içiyoruz
birlikte yemek yiyoruz akşamları
kimisi sevgilimize âşık
kimisi evlât olmak istiyor anamıza
sebepsiz gidip geliyorlar vapurlarda
tramvayda aramıza giriyorlar
yeniden uzun uzun yaşamak istiyorlar
bizden ayrılmadıklarına bakılırsa
bir oktay rifat şiiri...
ben de beşikte yattım
salıncakta uyudum
meme emdim
geceleri arpa boyu büyüdüm
adam oldum elim ekmek tuttu
bütün sevdiklerim öldü
günler su gibi geçti
anasız babasız kaldım böyle
ben de beşikte yattım
salıncakta uyudum
meme emdim
geceleri arpa boyu büyüdüm
adam oldum elim ekmek tuttu
bütün sevdiklerim öldü
günler su gibi geçti
anasız babasız kaldım böyle
bir oktay rifat şiiri...
i
bulutların çıkınında
mis kokulu güvercinleri gökyüzünün
çıldırtırlar insan gözlü kedileri
ay doğar kuyulara yalınayak
telgrafın tellerinde gemi leşleri
ii
işte kara dutları güneşin
papatyaların renkli camları
başakları evlerin
kan rengi kız çocukları yelesiz
lokma lokma ağaçların altında
tren yolunda eğri büğrü
damları doğrayan makas
gel bulutsuz masalara yaslan
elimi tut büyüsün
yüzüme bak çalsın
içimdeki çalar saat
dönüş yollarında sarmaş dolaş
vapurlar geçsin aramızdan
x
güneşimi arılar yedi gecesiz kaldım
dört köşe taşların üstünde
denizin çarşısında yeşil zeytin
balıklar geçti düdük çala çala
yaşamaya başladım kaldığı yerden
yosunlu kapıların ardında gizli
ikiz martıları bulmak için
xli
beyaz mendiller vardı havada
çalgılı gemiler balkonlarda açık saçık
bir kız vardı yok gibi öyle güzel
ne yerde ne gökte belki tuzda
acısında ekmeğin dilim dilim buğusunda
kendine göre evlerin damı çatanası
bacaların şakırtısında akşam akşam
saksılar sedirler tahtaların güvercini
otursa kısa çoraplarını çekse dilenmese
beş çocuk anası el
eciş bücüş maydanoz bahçeleri
düğümlü balıkları bekleyişin
uzun etme iki gözüm biraz da bize uğra
bu lambanın karpuzu benim işte
benim işte bu testi
benim işte bu soysuz sevdaların musluğu
i
bulutların çıkınında
mis kokulu güvercinleri gökyüzünün
çıldırtırlar insan gözlü kedileri
ay doğar kuyulara yalınayak
telgrafın tellerinde gemi leşleri
ii
işte kara dutları güneşin
papatyaların renkli camları
başakları evlerin
kan rengi kız çocukları yelesiz
lokma lokma ağaçların altında
tren yolunda eğri büğrü
damları doğrayan makas
gel bulutsuz masalara yaslan
elimi tut büyüsün
yüzüme bak çalsın
içimdeki çalar saat
dönüş yollarında sarmaş dolaş
vapurlar geçsin aramızdan
x
güneşimi arılar yedi gecesiz kaldım
dört köşe taşların üstünde
denizin çarşısında yeşil zeytin
balıklar geçti düdük çala çala
yaşamaya başladım kaldığı yerden
yosunlu kapıların ardında gizli
ikiz martıları bulmak için
xli
beyaz mendiller vardı havada
çalgılı gemiler balkonlarda açık saçık
bir kız vardı yok gibi öyle güzel
ne yerde ne gökte belki tuzda
acısında ekmeğin dilim dilim buğusunda
kendine göre evlerin damı çatanası
bacaların şakırtısında akşam akşam
saksılar sedirler tahtaların güvercini
otursa kısa çoraplarını çekse dilenmese
beş çocuk anası el
eciş bücüş maydanoz bahçeleri
düğümlü balıkları bekleyişin
uzun etme iki gözüm biraz da bize uğra
bu lambanın karpuzu benim işte
benim işte bu testi
benim işte bu soysuz sevdaların musluğu
bir oktay rifat şiiri...
sarı bir zambak açtı
karanlığın bahçesinde pencerem
geceyi odamdan geçirmek için
bir ağaç cama vuruyor
üşüdün mü dışarda narin ağaç
yoksa hırsızlardan mı korkuyorsun
nafile çoktan bağladılar ellerimi
kırk haramiler
ve gafil köpeğim kapımda habersiz
bir tavşan kovalıyor rüyasında
bulutlar şimdi insanların koynunda
sabahleyin savuşurlar bacadan
sarı bir zambak açtı
karanlığın bahçesinde pencerem
geceyi odamdan geçirmek için
bir ağaç cama vuruyor
üşüdün mü dışarda narin ağaç
yoksa hırsızlardan mı korkuyorsun
nafile çoktan bağladılar ellerimi
kırk haramiler
ve gafil köpeğim kapımda habersiz
bir tavşan kovalıyor rüyasında
bulutlar şimdi insanların koynunda
sabahleyin savuşurlar bacadan
bir oktay rifat şiiri...
kızlar vardır kıvırcık salata gibi
ağızları burunları kıvır kıvır
bacak bacak üstüne vapurlarda
rüzgâr eser oraları buraları görünür
baktıkça fık fık eder adamın içi
vay canına tükürdüğümün istanbulu
bir oynak olur fındıklı önlerinde
elimde yüz iğnelik çapari
poyraz gibi dalarım palamutlara
altımda turgut reis motoru
rumelihisarında orhanın mezarı
ne gittim ne gördüm gitmek de istemem
taze ekmek bir parça beyaz peynir
şimdi olsa şuracıkta rakı içer
denize mi bakar kim bilir
ben rıhtımdan suya atlarım
altımda balıklar
üstümde bulutlar
ağzımın kenarında çırpıntılı boğaz suyu
pembe yalıya doğru yüzerim
kızlar vardır kıvırcık salata gibi
ağızları burunları kıvır kıvır
bacak bacak üstüne vapurlarda
rüzgâr eser oraları buraları görünür
baktıkça fık fık eder adamın içi
vay canına tükürdüğümün istanbulu
bir oynak olur fındıklı önlerinde
elimde yüz iğnelik çapari
poyraz gibi dalarım palamutlara
altımda turgut reis motoru
rumelihisarında orhanın mezarı
ne gittim ne gördüm gitmek de istemem
taze ekmek bir parça beyaz peynir
şimdi olsa şuracıkta rakı içer
denize mi bakar kim bilir
ben rıhtımdan suya atlarım
altımda balıklar
üstümde bulutlar
ağzımın kenarında çırpıntılı boğaz suyu
pembe yalıya doğru yüzerim
bir oktay rifat şiiri...
param olsa satar mıydım
kahve rengi elbisemi
damalı gömleği giyerdim
alaca mendili takardım
kuş dilinden geçerdim
param olsa satar mıydım
kahve rengi elbisemi
param olsa satar mıydım
kahve rengi elbisemi
damalı gömleği giyerdim
alaca mendili takardım
kuş dilinden geçerdim
param olsa satar mıydım
kahve rengi elbisemi
bir oktay rifat şiiri...
koca bir yazı çekirdek içleyerek
sinamalarda geçirdim.
taban teptim sokaklarda
tırnak yedim uyudum,
denize baktım usanmadan
ölüme inandım,
güzel çok güzel
olduğunu düşünerek,
güzelim, düşünerek,
çekirdek içleyerek,
güzelim, çekirdek içleyerek
koca bir yaz geçirdim,
şimdi yorgunum biraz.
koca bir yazı çekirdek içleyerek
sinamalarda geçirdim.
taban teptim sokaklarda
tırnak yedim uyudum,
denize baktım usanmadan
ölüme inandım,
güzel çok güzel
olduğunu düşünerek,
güzelim, düşünerek,
çekirdek içleyerek,
güzelim, çekirdek içleyerek
koca bir yaz geçirdim,
şimdi yorgunum biraz.
bir oktay rifat şiiri...
bezdik yüzlerini görmekten, gözlerine bakmaktan gece gündüz.
bizi de götür, keloğlan, padişah sarayının olduğu o kente,
ayağımızda demir çarık, elimizde demir asa, kırk gün kırk gece,
kimi yollarda yayan yapıldak, kimi ankanın sırtında,
gak deyince su, guk deyince et.
evlerinin önü mersin.
bıktık gölgelerinde yaşamaktan, kırıntılarıyla geçinmekten,
patlangaç kesekâğıtları gibi yozlaşmış sözler duymaktan.
bir onların ellerine bak, bir bizimkine, bizimkiler yarık.
nicedir kazarız toprağı, toprak bize, bereket onlara,
gak deyince su, guk deyince et.
evlerinin önü nane.
bezdik yüzlerini görmekten, gözlerine bakmaktan gece gündüz.
bizi de götür, keloğlan, padişah sarayının olduğu o kente,
ayağımızda demir çarık, elimizde demir asa, kırk gün kırk gece,
kimi yollarda yayan yapıldak, kimi ankanın sırtında,
gak deyince su, guk deyince et.
evlerinin önü mersin.
bıktık gölgelerinde yaşamaktan, kırıntılarıyla geçinmekten,
patlangaç kesekâğıtları gibi yozlaşmış sözler duymaktan.
bir onların ellerine bak, bir bizimkine, bizimkiler yarık.
nicedir kazarız toprağı, toprak bize, bereket onlara,
gak deyince su, guk deyince et.
evlerinin önü nane.
bir oktay rifat şiiri...
burası dalyan kahvesi
ortalık süt mavisi
apostol bu ne biçim meyhane
tabağımda bir bulut
kadehimde gökyüzü
burası dalyan kahvesi
ortalık süt mavisi
apostol bu ne biçim meyhane
tabağımda bir bulut
kadehimde gökyüzü
bir oktay rifat şiiri...
kasımpaşa kıyıları tersane
bir kız sevdim alimallah bir tane
herdem sevdalıya kız mız bahane
top çiçeğim deste gülüm
canım istanbullum
aman aman bahane
gittim baktım şıkır şıkır balıkpazarı
üç tek attım sarhoş oldum ayak üzeri
üç doluya üç tanecik badem şekeri
top çiçeğim deste gülüm
canım istanbullum
aman aman badem şekeri
kasımpaşa kıyıları tersane
bir kız sevdim alimallah bir tane
herdem sevdalıya kız mız bahane
top çiçeğim deste gülüm
canım istanbullum
aman aman bahane
gittim baktım şıkır şıkır balıkpazarı
üç tek attım sarhoş oldum ayak üzeri
üç doluya üç tanecik badem şekeri
top çiçeğim deste gülüm
canım istanbullum
aman aman badem şekeri
bir oktay rifat şiiri...
harcını çekiyorlardı yapının,
kara bir don, belden yukarsı çıplak.
yıldızlarını çekiyorlardı evin omuzlarında,
pencereden görünecek dallarını, komşunun yarısını,
ağaçların arasında kaybolan yolunu,
durulacak yerlerini çekiyorlardı, bütün o noktaları,
aşkı, ki saklanırız çoğu kez sevişmek için,
köşeleri çekiyorlardı, merdiven başını,
mutfağın sofaya vuracak aydınlığını,
bir kızın ölüşünü ansızın
iki kapı arasında, yaz başlangıcı olabilir,
saksılar olabilir, hasekiküpesi, cezayirmenekşeleri,
yalnızlıkları çekiyorlardı, öpüşleri,
karşı çıkışları, susmalara karışan böğürtleni,
bir denizden uzaklara çıldırmanın sevincini,
bükük beli, koltuktakini, sofada yürüyeni,
kaynayan çaydanlığın mutfağa diktiği
o kokulu ağacı, kabuklarını döktükçe büyüyen,
semizotunu masada, maydanozu, domatesi,
kaşığa uzanmayan eli ve lokmayı boğazda düğümlenen,
doğacak oğlanı ölmeden önce
bir nisan yağmurunda avucunda güneşle.
çay soğumasın, bu reçeli seversin sen,
orasını çekiyorlardı işte, tam orasını,
umutların ömrümüzden döküldüğü yeri
ve ev yükseliyordu yavaş yavaş kaderine doğru.
onlarsa gün batmadan gidecekler.
harcını çekiyorlardı yapının,
kara bir don, belden yukarsı çıplak.
yıldızlarını çekiyorlardı evin omuzlarında,
pencereden görünecek dallarını, komşunun yarısını,
ağaçların arasında kaybolan yolunu,
durulacak yerlerini çekiyorlardı, bütün o noktaları,
aşkı, ki saklanırız çoğu kez sevişmek için,
köşeleri çekiyorlardı, merdiven başını,
mutfağın sofaya vuracak aydınlığını,
bir kızın ölüşünü ansızın
iki kapı arasında, yaz başlangıcı olabilir,
saksılar olabilir, hasekiküpesi, cezayirmenekşeleri,
yalnızlıkları çekiyorlardı, öpüşleri,
karşı çıkışları, susmalara karışan böğürtleni,
bir denizden uzaklara çıldırmanın sevincini,
bükük beli, koltuktakini, sofada yürüyeni,
kaynayan çaydanlığın mutfağa diktiği
o kokulu ağacı, kabuklarını döktükçe büyüyen,
semizotunu masada, maydanozu, domatesi,
kaşığa uzanmayan eli ve lokmayı boğazda düğümlenen,
doğacak oğlanı ölmeden önce
bir nisan yağmurunda avucunda güneşle.
çay soğumasın, bu reçeli seversin sen,
orasını çekiyorlardı işte, tam orasını,
umutların ömrümüzden döküldüğü yeri
ve ev yükseliyordu yavaş yavaş kaderine doğru.
onlarsa gün batmadan gidecekler.
bir oktay rifat şiiri...
hangi saatlerde ve nasıl, ben de bilmem!
birden, çözülüverir şifresi kilidin
ve yüzün oturur gözlerimin yivine,
öpüşür dalgın, tıpatıp erkekle dişi.
kavaklar sallanır yol boyunda, ay doğar,
savrulur kanatlı tohumlarım havada,
yıldızı tüylenir gecemin, sonra kişner,
büyük dört ayakta beyazlık ve akıtma.
alsam gitsem seni yataklara! hey benim
balta girmemiş ormanlarım, mor dağlarım!
hangi saatlerde ve nasıl ben de bilmem!
budarım umutlara sarkan kollarımı.
ay kızarır ve batar. yontma taşlarımı
kaldırıp şileplere, rüzgârlı kıyıda,
bir mamut iskeleti hızıyla maçuna,
dağ gibi bulutların öfkesi altında.
hangi saatlerde ve nasıl, ben de bilmem!
birden, çözülüverir şifresi kilidin
ve yüzün oturur gözlerimin yivine,
öpüşür dalgın, tıpatıp erkekle dişi.
kavaklar sallanır yol boyunda, ay doğar,
savrulur kanatlı tohumlarım havada,
yıldızı tüylenir gecemin, sonra kişner,
büyük dört ayakta beyazlık ve akıtma.
alsam gitsem seni yataklara! hey benim
balta girmemiş ormanlarım, mor dağlarım!
hangi saatlerde ve nasıl ben de bilmem!
budarım umutlara sarkan kollarımı.
ay kızarır ve batar. yontma taşlarımı
kaldırıp şileplere, rüzgârlı kıyıda,
bir mamut iskeleti hızıyla maçuna,
dağ gibi bulutların öfkesi altında.
bir oktay rifat şiiri...
eski zamanda
büyükler henüz küçük
ölüler ölmemişti daha
altmış para şekerin okkası
portakalın sandığı bir mecidiye
meyva sebil
kiler dolu
hamam ustası nazife
yüzüne bakılır taze
kâğıtçı ali efendi burma bıyıklı
o vakit de sevişmek vardı
ağaca çıksak
yerde kalmazdı papucumuz
hey gidi günler
eski zamanda
büyükler henüz küçük
ölüler ölmemişti daha
altmış para şekerin okkası
portakalın sandığı bir mecidiye
meyva sebil
kiler dolu
hamam ustası nazife
yüzüne bakılır taze
kâğıtçı ali efendi burma bıyıklı
o vakit de sevişmek vardı
ağaca çıksak
yerde kalmazdı papucumuz
hey gidi günler
bir oktay rifat şiiri...
güzel ne güzel
yıpranmış incelmiş yüz gibi ak
köşkler ayakucumda
açıyorum kapılarını girip çıkıyorum
ölü bir bahçıvanla dikiyorum
sardunyayı saksıya, gülü
saydam gemilerin uzaktan geçtiği yola.
tren duruyor arabalar duruyor yol duruyor
yıkanmalar duruyor gözleri sabunlu
büyümüyorlar ölümsüz çağlarını
bir çocuk kiraz ağacında bir çocuk dutta
başka nem var leyleklerin eski çıkartmalardan
doğradığı iki başlı sessizlikten başka.
dirisin ölmekle, uzaktan uzağa
konuşmalar, eski püskü konuşmalar
duruyor gece kuşları gibi camda
bir çil basması eski zamanda
bir kız hiç bitmeyen gününde
güzel ne güzel
havuzlu bahçede eski koltukta.
güzel ne güzel
yıpranmış incelmiş yüz gibi ak
köşkler ayakucumda
açıyorum kapılarını girip çıkıyorum
ölü bir bahçıvanla dikiyorum
sardunyayı saksıya, gülü
saydam gemilerin uzaktan geçtiği yola.
tren duruyor arabalar duruyor yol duruyor
yıkanmalar duruyor gözleri sabunlu
büyümüyorlar ölümsüz çağlarını
bir çocuk kiraz ağacında bir çocuk dutta
başka nem var leyleklerin eski çıkartmalardan
doğradığı iki başlı sessizlikten başka.
dirisin ölmekle, uzaktan uzağa
konuşmalar, eski püskü konuşmalar
duruyor gece kuşları gibi camda
bir çil basması eski zamanda
bir kız hiç bitmeyen gününde
güzel ne güzel
havuzlu bahçede eski koltukta.
(bkz: bir şehri birakmak)
bir oktay rifat şiiri...
öyle sevdalar vardır, biter biter başlar;
buruk tatlar vardır, ağızda sürüp giden;
bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor.
yanıyor bin kollu şamdanı, tutuşuyor
ufkunuzda camları göksel konağının
ve bir yaz akşamı buhurdan gibi tüten
hanımellerinin morumsu buğusunda
bekliyor bahçenize dönük balkonunda
sarmaşık gülleri kokladıkça kırmızı
hüzünler, japonfenerleri arasında.
öyle günler var, öyle anlar, hiç bitmeyen!
nasıl bir ışık emmişler ki sevginizden
ansızın başka bir yüzle güzel, kopmuşlar
büyük irmaktan, ayrı düşmüşler desteden
yağmışlar ilkyaz yağmurlarınca ve özlem
açmış yaban çiçeklerini tarlanızda.
ölümsüz günler onlar, bir hiçle beslenen;
zaman dışı güvercinler, uçma bilmeyen;
uzay ötesi ovalar, ayak değmemiş;
başka bir mevsim, başka bir dal, başka yemiş.
esrir kim bassa o toprağa ve kim tatsa
o yemişten. balla dolar testi, açılır
açılmayan kilit, çiçeğe durur badem
dolanır bilgelikle mutluluk yüreğe.
ak bir bulut bekler üstünüzde havada
kuşlar iner, devinme birden bitiverir
çıt çıkmaz evrenden. işte ortadasınız
havuz, ağaç, deniz, ne varsa size göre.
işte aydınlık size göre. kısarsınız
güneşi, gökyüzünü yakarsınız. neden
sonra, uzaklarda çektirilmiş bir resim
gibi kalır aklınızda, gölgeniz, duru
küçük bir bahçede susar gibi yaparak
karşılıklı gizemlere daldığınız gün.
öyle sevdalar vardır, biter biter başlar;
buruk tatlar vardır, ağızda sürüp giden;
bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor.
yanıyor bin kollu şamdanı, tutuşuyor
ufkunuzda camları göksel konağının
ve bir yaz akşamı buhurdan gibi tüten
hanımellerinin morumsu buğusunda
bekliyor bahçenize dönük balkonunda
sarmaşık gülleri kokladıkça kırmızı
hüzünler, japonfenerleri arasında.
öyle günler var, öyle anlar, hiç bitmeyen!
nasıl bir ışık emmişler ki sevginizden
ansızın başka bir yüzle güzel, kopmuşlar
büyük irmaktan, ayrı düşmüşler desteden
yağmışlar ilkyaz yağmurlarınca ve özlem
açmış yaban çiçeklerini tarlanızda.
ölümsüz günler onlar, bir hiçle beslenen;
zaman dışı güvercinler, uçma bilmeyen;
uzay ötesi ovalar, ayak değmemiş;
başka bir mevsim, başka bir dal, başka yemiş.
esrir kim bassa o toprağa ve kim tatsa
o yemişten. balla dolar testi, açılır
açılmayan kilit, çiçeğe durur badem
dolanır bilgelikle mutluluk yüreğe.
ak bir bulut bekler üstünüzde havada
kuşlar iner, devinme birden bitiverir
çıt çıkmaz evrenden. işte ortadasınız
havuz, ağaç, deniz, ne varsa size göre.
işte aydınlık size göre. kısarsınız
güneşi, gökyüzünü yakarsınız. neden
sonra, uzaklarda çektirilmiş bir resim
gibi kalır aklınızda, gölgeniz, duru
küçük bir bahçede susar gibi yaparak
karşılıklı gizemlere daldığınız gün.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?