kendisi sayesinde patlamı$ mısır denen yiyeceğin yiyecek maddesi değil buruna sokulan bir $ey olduğunu öğrenmi$ olmakla birlikte waffle denen yiyeceğin içine de uzay eriği konduğunu öğrenmi$ olduk.anladım ki bu adam ömür boyu konu$sun ben ömür boyu dinleyeyim gene bıkmam.
can’dır,canandır,can’ımdır.
can’dır,canandır,can’ımdır.
istanbul’dan bandırma deniz otobusune binerek ula$abileceğiniz bandırmadan kısa bir mesafe sonrasında varabileceğiniz bir sürü güzelliği bunyesinde barındıran dilek tepesine çıkılıp dilek dilenesi,denizinde ak$ama kadar yüzülesi,sahilinde huzur bulunası,beach club’dan bozma mekanında bira içilesi,o bar senin bu bar benim gezdikçe gezilesi,sabahın ilk ı$ıklarında sahildeki büfelere dadanılası,gecesi ayrı güzel gündüzü ayrı güzel tatil beldesidir.
ve evet hala gece kumsalda akdeniz ak$amlarını söyleyen yurdumun romantik gençleri de vardır,henuz diğer beldeler kadar kirlenmemi$tir.
ve evet hala gece kumsalda akdeniz ak$amlarını söyleyen yurdumun romantik gençleri de vardır,henuz diğer beldeler kadar kirlenmemi$tir.
ho$geldin demekte gecikilmi$ 4. nesil yazar.ho$gelmi$ler.
melih kibarın saat sabahın dokuzu albumunde bulunan mükemmel enstrumantal $arkı.
(bkz: imlasız)
ahmet telli $iiridir..
ayağı kayan bir çocuk
kadar şaşkınım, bilemedim
düz yolda yürümenin imlasını
kanayan dizlerime bakıp da
ağlamayı öğrenemediğim gibi
sevgilisi değildim kadınlarımın
bir papağan tüneğiydim belki
ama bir kaç sözcük ögrendiysem
kadınlardan ögrendim, yine de
bilemedim sevgilim diyebilmeyi
büyülendim ama büyüyemedim
aklım ermedi aynalara ve suya
yüzümü gösterip kalbimi neden
sakladıklarını öğrenemedim
şaşkınım, cahilim ben bu dünyada
ayağı kayan bir çocuk
kadar şaşkınım, bilemedim
düz yolda yürümenin imlasını
kanayan dizlerime bakıp da
ağlamayı öğrenemediğim gibi
sevgilisi değildim kadınlarımın
bir papağan tüneğiydim belki
ama bir kaç sözcük ögrendiysem
kadınlardan ögrendim, yine de
bilemedim sevgilim diyebilmeyi
büyülendim ama büyüyemedim
aklım ermedi aynalara ve suya
yüzümü gösterip kalbimi neden
sakladıklarını öğrenemedim
şaşkınım, cahilim ben bu dünyada
(bkz: pulbiber mahallesi)
didem madakın 2007 tarihli çıkan en son kitabıdır.
anne;
hüznün damlalarıdır sevgime yağan
dolduğunda çatırdayan kalbim uçurum yarıklarıyla
dilim dilim kesilmekte gözbebeklerim
sarkarak toza bulanan
işte o zaman
ışığına dolanıp düşlerinin göğsüne yatardım
karışık sesinle kanat çırpardı sesim
elllerine erir karışırdım ıslaklığına
eğirmek isterdim kestane saçlarını iğle saçlarıma
zorlu anlarımda çıkıp gelirdin hep yanıma
eziyetle yürüdüğün yeter
dökünüyorum yorgunluğunu bedenime
sarnıçlarda yağmurlar dinlenirken senin için
anne, gül et beni kederine
hüznün damlalarıdır sevgime yağan
dolduğunda çatırdayan kalbim uçurum yarıklarıyla
dilim dilim kesilmekte gözbebeklerim
sarkarak toza bulanan
işte o zaman
ışığına dolanıp düşlerinin göğsüne yatardım
karışık sesinle kanat çırpardı sesim
elllerine erir karışırdım ıslaklığına
eğirmek isterdim kestane saçlarını iğle saçlarıma
zorlu anlarımda çıkıp gelirdin hep yanıma
eziyetle yürüdüğün yeter
dökünüyorum yorgunluğunu bedenime
sarnıçlarda yağmurlar dinlenirken senin için
anne, gül et beni kederine
sevdim ve gittim
boşluğun aktığı yöne
boğazımda bir lokma dirençle
deniz adamları sızarken içeri
günaçımı pencerelerden
avuçlarımdan sıyrıldı kanperçemleri
küçücük fenerlerine sesimin eridi gecenin tınısı
gözlerim salgın birer uçurum
sevdim ve gittim
yolum aydınlık olsundu
tırnaklarımdan doğan
akrebin oniki boğumu
umuduma ölüm sundu
gitmek sevmek kadar yiğitlik değil
kırmızının kırıldığı yerde gül biterken
gecenin bittiği kente dönerim, senden de
(bkz: kaan ince)
boşluğun aktığı yöne
boğazımda bir lokma dirençle
deniz adamları sızarken içeri
günaçımı pencerelerden
avuçlarımdan sıyrıldı kanperçemleri
küçücük fenerlerine sesimin eridi gecenin tınısı
gözlerim salgın birer uçurum
sevdim ve gittim
yolum aydınlık olsundu
tırnaklarımdan doğan
akrebin oniki boğumu
umuduma ölüm sundu
gitmek sevmek kadar yiğitlik değil
kırmızının kırıldığı yerde gül biterken
gecenin bittiği kente dönerim, senden de
(bkz: kaan ince)
(bkz: tını)
suretim;
sepetlenir geceden suretim
kopan sızımdır yaramdan acıyla
ama ferahlar içim
kuşlar suça teşvik eder beni
yüreğim ağrır taşar bedenim sulardan
gözlerim hiç doğmamış ölümlere bulanır
bulanık görüntüler bozulur iyice
paslı uygarlıklara
taş devrinden kalma
bir çift balyoz iner
tanrı olur, sayrı olur, kandı olur
pardon der
karton koyarak yüzüne
katton giyen biri
sepetlenir geceden suretim
sepetlenir geceden suretim
kopan sızımdır yaramdan acıyla
ama ferahlar içim
kuşlar suça teşvik eder beni
yüreğim ağrır taşar bedenim sulardan
gözlerim hiç doğmamış ölümlere bulanır
bulanık görüntüler bozulur iyice
paslı uygarlıklara
taş devrinden kalma
bir çift balyoz iner
tanrı olur, sayrı olur, kandı olur
pardon der
karton koyarak yüzüne
katton giyen biri
sepetlenir geceden suretim
(bkz: yanılsamalar)
(bkz: ölümün oğlu)
kaan ince $iiridir..
1.
acının üstünden bir gece geçti, geride basit bir yalnızlık.
döndük pürüzsüz yüzüne yaşamın, asit döktüler içimize,
gözlerimizde bir karmaşa, toprakta uyku, toprakta engerek,
kımıltısız bomboş bir dünya zehirlendi demek,
ses oldu ölüm, cesaret
uygunadım girerdik, cıvıl cıvıl tomurcuklarla bahara, ama
gerilimler yaratığı soluk fotoğraflara çerçeve olurdum sonunda,
bu kaçıncı sönüşüydü yangınımızın, yüzyüzeydik ve gözlerim
körlerle o karanlık zamandan geçmenin ıstıraplı tadıydı,
zaman zamana zaman da geceye çevrildi, gece uslamaz hüzne,
senin adın çalar saat olsun, yüreğin yas tutmasın sakın, çünkü
sabahlar ihanet çıkmaz,
mutlaka ölümden başka söz verecek şey de var
odamda bir kitap açar gibi sığınırım gecene, korkmazdım,
feneralaylarında balonlu çocuklardım, cankurtaran sireni,
hiç ağlamazdım
kıvrım kıvrım belini ezbere bilirmişim, hani ince boynunu falan,
ilkgüz ışıkları kırılırmış, bildiğimiz ve bilmediğimiz,
uyurmuşuz yalın ve ıslak, akşamın ıssızlığında,
hüznümüz duvarda asılıymış, batak ve sapsarı,
susmak kutsalmış, ölüm de
ey küçücük çiğdemlerin kısık sesli aşkları
her köşebaşında eriyenler ve zaman avucumda
günübirlik yürürken o kadın kilisenin caddesinde
kollarımı çözmediniz,
akşamın sularında hüzün sıçrar serçelerin kanadına,
ucuna eklenir gecede o yaylım ateşi sevdalar, gökten sarkan,
dudaklarında bahçıvanın ılık bir karanfil tadı,
kadının göğüsleri kocaman bir gül ağacı,
ateş içimizde – kavgamızda çarmıha gersek bu kenti
neye yarar çünkü korsan ve sürgünsüz
2.
yalnızlık bir iskele gibi gecede denizin köpükleriyle buluştu
tütün, rüzgâr, içki
yalnızlık beni gibi sevgiye kavuştu
beyaz ve siyah arasında, o kareden bu kareye, satranç taşlarıyla
geçtim hendeklerinden gecenin
alımlı buzullar, kıtalardan, anadolu uygarlıkları
iyon, lidya, hititler kervanından
kapısını burdum tanrılarının
kurşuni düşlerimde öfkeyle haykıran bir anlatı bir sarhoşluk
sarmalandı hüzünlerimize, toprağa ışık diye düştük
deniz çekildi mi gözlerin de çekilirdi ay gibi üzgün
ve bir aşk yenik kalırdı hep
3.
bir insan düşün nerde kimbilir ve nasıl
sancısı ne, neyin gizini çözer düşlerinde, nedir seçenekleri
yoksa intihar mı eder
şiir kırıntıları var yüzlerinde o sabırsız insanların
çiçekler gamlanır canevimde
erken ölmek ölmek değil ölümsüzleşmektir
ah çatlayacak sabrımız, sezgimiz yorgun demek
sıkışmış yüreğimize kimbilir ne kadar hüzün
yitik değil yarınlarımız, yeşerir elbet
dönüşümüz kesin değil
tanyerinde su, ateş, toprak, hava
alacahöyük a mezarında yatan seslen bana
dikey, yatay, çapraz (ölüm ışıklarını) boyadık
son soluğunda yıkıldı yere bir martı
düştüğü yerde bir uygarlık…
1.
acının üstünden bir gece geçti, geride basit bir yalnızlık.
döndük pürüzsüz yüzüne yaşamın, asit döktüler içimize,
gözlerimizde bir karmaşa, toprakta uyku, toprakta engerek,
kımıltısız bomboş bir dünya zehirlendi demek,
ses oldu ölüm, cesaret
uygunadım girerdik, cıvıl cıvıl tomurcuklarla bahara, ama
gerilimler yaratığı soluk fotoğraflara çerçeve olurdum sonunda,
bu kaçıncı sönüşüydü yangınımızın, yüzyüzeydik ve gözlerim
körlerle o karanlık zamandan geçmenin ıstıraplı tadıydı,
zaman zamana zaman da geceye çevrildi, gece uslamaz hüzne,
senin adın çalar saat olsun, yüreğin yas tutmasın sakın, çünkü
sabahlar ihanet çıkmaz,
mutlaka ölümden başka söz verecek şey de var
odamda bir kitap açar gibi sığınırım gecene, korkmazdım,
feneralaylarında balonlu çocuklardım, cankurtaran sireni,
hiç ağlamazdım
kıvrım kıvrım belini ezbere bilirmişim, hani ince boynunu falan,
ilkgüz ışıkları kırılırmış, bildiğimiz ve bilmediğimiz,
uyurmuşuz yalın ve ıslak, akşamın ıssızlığında,
hüznümüz duvarda asılıymış, batak ve sapsarı,
susmak kutsalmış, ölüm de
ey küçücük çiğdemlerin kısık sesli aşkları
her köşebaşında eriyenler ve zaman avucumda
günübirlik yürürken o kadın kilisenin caddesinde
kollarımı çözmediniz,
akşamın sularında hüzün sıçrar serçelerin kanadına,
ucuna eklenir gecede o yaylım ateşi sevdalar, gökten sarkan,
dudaklarında bahçıvanın ılık bir karanfil tadı,
kadının göğüsleri kocaman bir gül ağacı,
ateş içimizde – kavgamızda çarmıha gersek bu kenti
neye yarar çünkü korsan ve sürgünsüz
2.
yalnızlık bir iskele gibi gecede denizin köpükleriyle buluştu
tütün, rüzgâr, içki
yalnızlık beni gibi sevgiye kavuştu
beyaz ve siyah arasında, o kareden bu kareye, satranç taşlarıyla
geçtim hendeklerinden gecenin
alımlı buzullar, kıtalardan, anadolu uygarlıkları
iyon, lidya, hititler kervanından
kapısını burdum tanrılarının
kurşuni düşlerimde öfkeyle haykıran bir anlatı bir sarhoşluk
sarmalandı hüzünlerimize, toprağa ışık diye düştük
deniz çekildi mi gözlerin de çekilirdi ay gibi üzgün
ve bir aşk yenik kalırdı hep
3.
bir insan düşün nerde kimbilir ve nasıl
sancısı ne, neyin gizini çözer düşlerinde, nedir seçenekleri
yoksa intihar mı eder
şiir kırıntıları var yüzlerinde o sabırsız insanların
çiçekler gamlanır canevimde
erken ölmek ölmek değil ölümsüzleşmektir
ah çatlayacak sabrımız, sezgimiz yorgun demek
sıkışmış yüreğimize kimbilir ne kadar hüzün
yitik değil yarınlarımız, yeşerir elbet
dönüşümüz kesin değil
tanyerinde su, ateş, toprak, hava
alacahöyük a mezarında yatan seslen bana
dikey, yatay, çapraz (ölüm ışıklarını) boyadık
son soluğunda yıkıldı yere bir martı
düştüğü yerde bir uygarlık…
kaan ince $iiridir..
bir çocuk sesi uzanıyor
geçmişten geleceğe
canevimden geçiyor
eylül’ün pusuna karışarak
kuşların kanat çırpışlarıyla
dalıp gidiyorum yine
kıvranan lacivert düşlerime
albenisi gözlerinin
gün gibi döndü
bir çiçeğin kayboluşuyla
gecenin yalnızlığında
kızgın yüzümde ısınıyor sabah
ve gözlerimde büyüyen kara sevda
sevincin kanattığı sıcaklığı örterken
can çekişiyor buruk sesimde içlenen anlam
yok ağlamıyorum
bir deri bir kemik toz içinde
yemin ediyorum seni sevdiğime
kaç kez sarıldım sana
ey sıcacık öpüşlerin
uçsuz bucaksız yumuşaklığı
boğuldum kaç kez içinde
ölüm kokusu karışıyor yüreğimden gelen gül kokularına
karanlıkta çepeçevrelenen bedenime sarıldım sıkıca
özlediğim gülüşü yüzünde sakla
sen ey ölümün oğlu ve gecesi sevinin
bir çocuk sesi uzanıyor
geçmişten geleceğe
canevimden geçiyor
eylül’ün pusuna karışarak
kuşların kanat çırpışlarıyla
dalıp gidiyorum yine
kıvranan lacivert düşlerime
albenisi gözlerinin
gün gibi döndü
bir çiçeğin kayboluşuyla
gecenin yalnızlığında
kızgın yüzümde ısınıyor sabah
ve gözlerimde büyüyen kara sevda
sevincin kanattığı sıcaklığı örterken
can çekişiyor buruk sesimde içlenen anlam
yok ağlamıyorum
bir deri bir kemik toz içinde
yemin ediyorum seni sevdiğime
kaç kez sarıldım sana
ey sıcacık öpüşlerin
uçsuz bucaksız yumuşaklığı
boğuldum kaç kez içinde
ölüm kokusu karışıyor yüreğimden gelen gül kokularına
karanlıkta çepeçevrelenen bedenime sarıldım sıkıca
özlediğim gülüşü yüzünde sakla
sen ey ölümün oğlu ve gecesi sevinin
(bkz: zaman kıskacı)
kaan ince $iiridir..
sokulu alev alev gecenin arasına
neon ışıklarının sıvazladığı saçların
sonbahara eşlik eden istanbul tapınağında
öper ansızın sarı buğdaylar şafağın yüzünü
mendilimde kanyaşları var
ecel misafir geldi adamakıllı kalpsizce
şerefine kazanacağım sevda bu ölüm korkusu
kabristan durağında inecek yok
bitkinim günler boyu
sımsıkı doldurduk sevinci içimize
kum saati çiçek açtı
sarayların başörtüsüne sıralandı sırmalar
gözlerimde tuğla tozu
çekiç yarası ellerimde
usulca giderim güneş gibi
batı kapısından bu kentin
zaman kıskacına altı köşeli
sokulu alev alev gecenin arasına
neon ışıklarının sıvazladığı saçların
sonbahara eşlik eden istanbul tapınağında
öper ansızın sarı buğdaylar şafağın yüzünü
mendilimde kanyaşları var
ecel misafir geldi adamakıllı kalpsizce
şerefine kazanacağım sevda bu ölüm korkusu
kabristan durağında inecek yok
bitkinim günler boyu
sımsıkı doldurduk sevinci içimize
kum saati çiçek açtı
sarayların başörtüsüne sıralandı sırmalar
gözlerimde tuğla tozu
çekiç yarası ellerimde
usulca giderim güneş gibi
batı kapısından bu kentin
zaman kıskacına altı köşeli
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?