ankarali bir bayanin hazirladiği sevimli bir yemek blogu.
http://www.tarcininmutfagi.com/
(bkz: yemek bloglari)
kızı tuğçe’yi evlat edindikten sonra müziğe ara veren sibel alaş, yedi yıl sonra yepyeni bir albümle geri dönüyor. 1.5 yıldır üzerinde çalıştığı, ama geçirdiği beyin rahatsızlığından dolayı ertelemek zorunda kaldığı "carpe diem-günü yakala" adlı albümünü 18 nisan’da piyasaya çıkaracak olan alaş, "sanki aradan 20 yıl geçmiş gibi. piyasaya alışmam zaman alacak" diyor.
siz amerikan kültürü ve edebiyatı mezunusunuz. müzikle ilgilenmeye nasıl başladınız?
üniversite yıllarında müzisyen arkadaşımlarım vardı. bu gruptaki arkadaşlarımdan biri, yonca evcimik’in vokal aradığını söyledi. o dönem yonca’nın orkestrası müthiş. kenan doğulu vokal yapıyor, ozan doğulu var, aydın karabulut davul çalıyor. rüya gibi bir ekip anlayacağınız. bir gün provalara gittim. derken yonca’nın albümüne bir beste verdim, vokal yapmaya başladım. ama hep bu işe "nasıl olsa bağımlılık yapmaz, isteyince bırakırım" diye bakıyordum. sonra yonca’nın menajerliğini yapan ve şu an eşim olan zeki aköz’le tanıştım, uzun konuşmalar sonucunda ilk albümümü yaptık işte.
- ve bağımlılık yaptı...
kesinlikle. bir başladın mı tamam, bırakamıyorsun. lise talebesiyken evinde oturup yaptığın şarkıyı, birden bire binlerce insanın ezberlemesi, konserlerde seninle birlikte avaz avaz söylemesi acayip bir duygu. işte bağımlılık yapan da bu zaten. ama yine de iyi bir edebiyatçı da olmak isterdim.
ben iyi besteciyim
- beste yapmak da yaratmanın başka bir şekli ama...
kesinlikle. ben, bundan beş yıl önce kendime çok fazla güvenmiyordum ama şimdi iyi bir şarkı sözü yazarı olduğuma inanıyorum. içi dolu olan bir şey yaratabildiğime inanıyorum. tamam, türkiye’nin en iyi bestecisi ya da en iyi şarkıcısı değilim ama türkiye’nin iyi şarkı sözü yazarları arasında olabileceğime inanıyorum.
- yani bu konuda nasıl bir iddianız var?
giriş, gelişme ve sonucu olan, mutlaka bir hikaye anlatan şarkı sözleri yazıyorum. bir de döneme ve duruma uygun şarkılar yapmamaya özen gösteriyorum. o zaman kalıcı olma şansın daha çok artıyor.
- kızınızı rahat büyütebilmek için yedi yıl önce müzikle olan ilişkinizi kestiniz. hem de hiç düşünmeden, sibel alaş’ın şöhretine bakmadan...
ilk albümümü yaparken de "ben çok ünlü olacağım, her gün bir gazetenin bir sayfasını işgal edeceğim" diye bir endişem olmadı ki. her şey yaptığın işle alakalı. bir de ben hiçbir zaman nerede durduğumdan emin olamadım ki. o yüzden çok önemli değildi benim için şan, şöhret, tanınmak...
- farkında olamadığınız şey nedir; sibel alaş mı, sibel olmak mı?
müzik piyasası için kimim, sibel alaş denen kız müzik piyasasında ne ifade ediyor, bu kız ünlü bir kız mıdır, sıradan bir vatandaş mıdır? evet bu anlamda hiçbir zaman nerede durduğumun farkında olamadım. ben sadece albüm yaptım, şarkı söyledim, konser verdim sonra eve gidip scrabble oynadım.
- 18 nisan’da yepyeni şarkılarınızla, albümünüzle müzik marketlerdeki yerinizi alacaksınız. bu kadar uzun ara vermenizin nedeni de kızınızın büyümesini beklemek oldu, değil mi?
evet. kızım şimdi 11 yaşında ve artık durumu anlamaya başladı. annesinin yaptığı işi ve kendisiyle ilgili özel durumlara vakıf olduktan sonra, yeterince de büyüdüğü için çalışabileceğimi düşündüm. şartlar ve durumlar uygun olunca da albüm işine yöneldim. 1.5 yıl önce bir sözleşme imzaladım. tam çalışmaya başladım, kızımla ilgili o tatsız durum ortaya çıktı. tam her şey sakinleşti derken, ben rahatsızlandım ve yine albümün çıkış tarihi ertelendi, her şey aksadı. anlaşma yaptığım için de insanları daha fazla bekletmek istemedim ve iyileşir iyileşmez de çalışmaya başladım.
endişelerim var
- size kalsa daha beklerdiniz herhalde. çok endişelisiniz, neden?
çünkü insanların "reklam yapıyor, bunu kullandı" demesinden çekiniyorum. ben ebru gündeş’in olayında çok üzülmüştüm. insanların gözleri önünde beyin kanaması geçirdi, "albümünün reklamını yaptı" denildi bu ülkede. bir kimse de çıkıp, "bir insan nasıl reklam olsun diye beyin kanaması geçirir" demedi. bunu kurgulamak mümkün müdür allah aşkına? benim önümde böyle bir örnek varken endişelenmem çok normal.
- biraz albümün içeriğinden bahseder misiniz?
yeni yaptığım şarkıların daha sert olduğunu fark ettim. neden sert, çünkü zaman içinde kendini ifade etme tarzın değişiyor. gereksiz inceliklerden kurtuluyorsun. söyleyeceklerini daha kısa ve net söylemeyi öğrenmişsin. tabii bütün bunlar şarkılarına da yansıyor. kısacası içerik olarak biraz daha sert ve cesur bir albüm oldu bu albüm. mesela, "av" diye bir şarkım var. büyük bir ihtimalle bu şarkıyla çıkış yapacağım.
günü yakaliyorum
- peki albümün ismi nedir?
"carpe diem". latince "günü yakala" demek. bir sürü tatsız şeyden dolayı, hayat içindeki bir sürü şeyi erteledim ya, o yüzden böyle bir not düştüm kendime. yoksa dikkat çekmek için falan yapmadım. çok değerli isimlerle çalıştım. aykut gürel, çok iyi müzisyen olmasıyla birlikte çok da iyi bir patron. mert ali içelli aranjörümdü. bir şarkının aranjesini murat yeter, iki şarkının da aytekin yaptı. seden gürel vokal yaptı. aile içinde bitirdik olayı. benim içime çok sindi. albüm hiçbir şey anlatmıyor, bir mesaj kaygısı da yok. çok içine dönük, yani bana dönük bir albüm. pop albümüdür, sanatsal derinliği tartışılır. (gülüşmeler). bu arada cd ile birlikte bir de benim bugüne kadar çektiğim yedi tane klibin yer aldığı ve tv sohbetlerimin de içinde bulunduğu bir cd de hediye olarak verilecek.
- çok heyecanlısınız.
benim son albümüm 1999 yılında çıktı. o zaman albümler satıyordu. mp3 yoktu. korsan vardı, ama bu boyutta değildi. dolayısıyla şimdi "acaba satar mı, satmaz mı" kaygısı taşıyorum açıkçası. ben ticari bir albüm yapmadım demek, yalan olur. herkes "albümler 40-50 bin satıyor" diyor.
bunlar ürkütüyor beni. çünkü başarısız hissedeceğim kendimi. eskiyle kıyaslıyorum ya! şimdi 100 bin kaset satmak, çok büyük bir başarı sayılıyor. bu duruma alışmam vakit alacak. bir de benim dönemimde şıklar ve rüküşler yoktu ki! ben tişört ve blue jean’le konsere çıkıyordum. sanki aradan 20 yıl geçmiş gibi. her şey çok hızlı değişiyor.
- ayrıca çok da güzel görünüyorsunuz. bu yedi yıl da hiçbir şey değişmemiş açıkçası...
beni son gördüğünüzden bu yana beş kilo verdim. bu kadar iyi görünmemin bir nedeni de o içimdeki iyi enerjinin yansıması. o çalışmanın, etrafımdaki insanların enerjisi, hayatın değerli, kıymetli olması, bakış açılarımın değişmesi, bütün bunlar bana çok güzel bir şekilde yansıdı. tabii saç ve makyajın katkısını da inkar edemeyiz. tamer yılmaz’la her zaman olduğu gibi çok doğal bir çalışma yaptık. çok memnun kaldım. 10 yılın bana çok bir şey yapmadığını görünce de mutlu oldum tabii ki.
kızımın tanınmasını istemiyorum
- kızınızı konserlerinizde görebilecek miyiz?
biliyor musunuz, kızım kaset kapağı resmini seçmeme çok yardım etti. "benim annem şarkıcı" diye hava atıyor. benimle gurur duyuyor. çok mutlu yani. eşim zeki ise benden çok daha heyecanlı ve her zaman olduğu gibi yine her şeyden çok emin. kızım konserlere gelebilir mi, sanmıyorum. çünkü mahkemenin sonucu bekleyeceğim. benim amacım çocuğumu saklamak değil, onun huzurunu bozmamak. bu yüzden tanınsın, bilinsin istemiyorum.
kaynak : hürriyet
siz amerikan kültürü ve edebiyatı mezunusunuz. müzikle ilgilenmeye nasıl başladınız?
üniversite yıllarında müzisyen arkadaşımlarım vardı. bu gruptaki arkadaşlarımdan biri, yonca evcimik’in vokal aradığını söyledi. o dönem yonca’nın orkestrası müthiş. kenan doğulu vokal yapıyor, ozan doğulu var, aydın karabulut davul çalıyor. rüya gibi bir ekip anlayacağınız. bir gün provalara gittim. derken yonca’nın albümüne bir beste verdim, vokal yapmaya başladım. ama hep bu işe "nasıl olsa bağımlılık yapmaz, isteyince bırakırım" diye bakıyordum. sonra yonca’nın menajerliğini yapan ve şu an eşim olan zeki aköz’le tanıştım, uzun konuşmalar sonucunda ilk albümümü yaptık işte.
- ve bağımlılık yaptı...
kesinlikle. bir başladın mı tamam, bırakamıyorsun. lise talebesiyken evinde oturup yaptığın şarkıyı, birden bire binlerce insanın ezberlemesi, konserlerde seninle birlikte avaz avaz söylemesi acayip bir duygu. işte bağımlılık yapan da bu zaten. ama yine de iyi bir edebiyatçı da olmak isterdim.
ben iyi besteciyim
- beste yapmak da yaratmanın başka bir şekli ama...
kesinlikle. ben, bundan beş yıl önce kendime çok fazla güvenmiyordum ama şimdi iyi bir şarkı sözü yazarı olduğuma inanıyorum. içi dolu olan bir şey yaratabildiğime inanıyorum. tamam, türkiye’nin en iyi bestecisi ya da en iyi şarkıcısı değilim ama türkiye’nin iyi şarkı sözü yazarları arasında olabileceğime inanıyorum.
- yani bu konuda nasıl bir iddianız var?
giriş, gelişme ve sonucu olan, mutlaka bir hikaye anlatan şarkı sözleri yazıyorum. bir de döneme ve duruma uygun şarkılar yapmamaya özen gösteriyorum. o zaman kalıcı olma şansın daha çok artıyor.
- kızınızı rahat büyütebilmek için yedi yıl önce müzikle olan ilişkinizi kestiniz. hem de hiç düşünmeden, sibel alaş’ın şöhretine bakmadan...
ilk albümümü yaparken de "ben çok ünlü olacağım, her gün bir gazetenin bir sayfasını işgal edeceğim" diye bir endişem olmadı ki. her şey yaptığın işle alakalı. bir de ben hiçbir zaman nerede durduğumdan emin olamadım ki. o yüzden çok önemli değildi benim için şan, şöhret, tanınmak...
- farkında olamadığınız şey nedir; sibel alaş mı, sibel olmak mı?
müzik piyasası için kimim, sibel alaş denen kız müzik piyasasında ne ifade ediyor, bu kız ünlü bir kız mıdır, sıradan bir vatandaş mıdır? evet bu anlamda hiçbir zaman nerede durduğumun farkında olamadım. ben sadece albüm yaptım, şarkı söyledim, konser verdim sonra eve gidip scrabble oynadım.
- 18 nisan’da yepyeni şarkılarınızla, albümünüzle müzik marketlerdeki yerinizi alacaksınız. bu kadar uzun ara vermenizin nedeni de kızınızın büyümesini beklemek oldu, değil mi?
evet. kızım şimdi 11 yaşında ve artık durumu anlamaya başladı. annesinin yaptığı işi ve kendisiyle ilgili özel durumlara vakıf olduktan sonra, yeterince de büyüdüğü için çalışabileceğimi düşündüm. şartlar ve durumlar uygun olunca da albüm işine yöneldim. 1.5 yıl önce bir sözleşme imzaladım. tam çalışmaya başladım, kızımla ilgili o tatsız durum ortaya çıktı. tam her şey sakinleşti derken, ben rahatsızlandım ve yine albümün çıkış tarihi ertelendi, her şey aksadı. anlaşma yaptığım için de insanları daha fazla bekletmek istemedim ve iyileşir iyileşmez de çalışmaya başladım.
endişelerim var
- size kalsa daha beklerdiniz herhalde. çok endişelisiniz, neden?
çünkü insanların "reklam yapıyor, bunu kullandı" demesinden çekiniyorum. ben ebru gündeş’in olayında çok üzülmüştüm. insanların gözleri önünde beyin kanaması geçirdi, "albümünün reklamını yaptı" denildi bu ülkede. bir kimse de çıkıp, "bir insan nasıl reklam olsun diye beyin kanaması geçirir" demedi. bunu kurgulamak mümkün müdür allah aşkına? benim önümde böyle bir örnek varken endişelenmem çok normal.
- biraz albümün içeriğinden bahseder misiniz?
yeni yaptığım şarkıların daha sert olduğunu fark ettim. neden sert, çünkü zaman içinde kendini ifade etme tarzın değişiyor. gereksiz inceliklerden kurtuluyorsun. söyleyeceklerini daha kısa ve net söylemeyi öğrenmişsin. tabii bütün bunlar şarkılarına da yansıyor. kısacası içerik olarak biraz daha sert ve cesur bir albüm oldu bu albüm. mesela, "av" diye bir şarkım var. büyük bir ihtimalle bu şarkıyla çıkış yapacağım.
günü yakaliyorum
- peki albümün ismi nedir?
"carpe diem". latince "günü yakala" demek. bir sürü tatsız şeyden dolayı, hayat içindeki bir sürü şeyi erteledim ya, o yüzden böyle bir not düştüm kendime. yoksa dikkat çekmek için falan yapmadım. çok değerli isimlerle çalıştım. aykut gürel, çok iyi müzisyen olmasıyla birlikte çok da iyi bir patron. mert ali içelli aranjörümdü. bir şarkının aranjesini murat yeter, iki şarkının da aytekin yaptı. seden gürel vokal yaptı. aile içinde bitirdik olayı. benim içime çok sindi. albüm hiçbir şey anlatmıyor, bir mesaj kaygısı da yok. çok içine dönük, yani bana dönük bir albüm. pop albümüdür, sanatsal derinliği tartışılır. (gülüşmeler). bu arada cd ile birlikte bir de benim bugüne kadar çektiğim yedi tane klibin yer aldığı ve tv sohbetlerimin de içinde bulunduğu bir cd de hediye olarak verilecek.
- çok heyecanlısınız.
benim son albümüm 1999 yılında çıktı. o zaman albümler satıyordu. mp3 yoktu. korsan vardı, ama bu boyutta değildi. dolayısıyla şimdi "acaba satar mı, satmaz mı" kaygısı taşıyorum açıkçası. ben ticari bir albüm yapmadım demek, yalan olur. herkes "albümler 40-50 bin satıyor" diyor.
bunlar ürkütüyor beni. çünkü başarısız hissedeceğim kendimi. eskiyle kıyaslıyorum ya! şimdi 100 bin kaset satmak, çok büyük bir başarı sayılıyor. bu duruma alışmam vakit alacak. bir de benim dönemimde şıklar ve rüküşler yoktu ki! ben tişört ve blue jean’le konsere çıkıyordum. sanki aradan 20 yıl geçmiş gibi. her şey çok hızlı değişiyor.
- ayrıca çok da güzel görünüyorsunuz. bu yedi yıl da hiçbir şey değişmemiş açıkçası...
beni son gördüğünüzden bu yana beş kilo verdim. bu kadar iyi görünmemin bir nedeni de o içimdeki iyi enerjinin yansıması. o çalışmanın, etrafımdaki insanların enerjisi, hayatın değerli, kıymetli olması, bakış açılarımın değişmesi, bütün bunlar bana çok güzel bir şekilde yansıdı. tabii saç ve makyajın katkısını da inkar edemeyiz. tamer yılmaz’la her zaman olduğu gibi çok doğal bir çalışma yaptık. çok memnun kaldım. 10 yılın bana çok bir şey yapmadığını görünce de mutlu oldum tabii ki.
kızımın tanınmasını istemiyorum
- kızınızı konserlerinizde görebilecek miyiz?
biliyor musunuz, kızım kaset kapağı resmini seçmeme çok yardım etti. "benim annem şarkıcı" diye hava atıyor. benimle gurur duyuyor. çok mutlu yani. eşim zeki ise benden çok daha heyecanlı ve her zaman olduğu gibi yine her şeyden çok emin. kızım konserlere gelebilir mi, sanmıyorum. çünkü mahkemenin sonucu bekleyeceğim. benim amacım çocuğumu saklamak değil, onun huzurunu bozmamak. bu yüzden tanınsın, bilinsin istemiyorum.
kaynak : hürriyet
ösym kitapçiklarinda daima ilk sirada olsun diye "abant" adi eklenmiştir adina.
devleti yani sizi bizi tam 1 milyon 500 bin euro dolandiran ilaç fabrikasi.
http://www.farmamedya.com/index.php?module=haberler&num=1ce927f875864094e3906a4a0b5ece68
http://www.farmamedya.com/index.php?module=haberler&num=1ce927f875864094e3906a4a0b5ece68
(bkz: bolu cikolatasi)
masaj koltuklari vardir bu tesiste,uzun süre otobüste oturmaktan kasilmiş kaslarinizi bu koltuklarda yapilan masaj bir nebze gevşetebilir o taşlaşmiş kaslari.
bir de benim için özel bir yeri vardir bu mekanin.eşimi askerlik için trabzona bu tesisten uğurladim ve yine bu tesiste dönüşünün mutluluğunu yaşadim.
bir de benim için özel bir yeri vardir bu mekanin.eşimi askerlik için trabzona bu tesisten uğurladim ve yine bu tesiste dönüşünün mutluluğunu yaşadim.
hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
hep böyle içinde uzak bir işik mi yanar?
bakişlarinda beni dinlendiren bir şey var;
kiyisindaymiş gibi en sakin denizlerin...
bir yelkenliyim şimdi ben senin limaninda
firtinalardan geldim sende dinleniyorum.
bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
en eşsiz dakikalar sürsün senin yaninda...
hiç yumma gözlerini, işigin eksilmesin,
gündüzüm aydinligim, ipek böcegim benim!
güz bahçemde açilmiş o son çiçegim benim!
yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
ayirma gözlerimden çocuksu gözlerini,
o sakin o yalansiz, o kuytu gözlerini.
ümit yaşar oğuzcan
hep böyle içinde uzak bir işik mi yanar?
bakişlarinda beni dinlendiren bir şey var;
kiyisindaymiş gibi en sakin denizlerin...
bir yelkenliyim şimdi ben senin limaninda
firtinalardan geldim sende dinleniyorum.
bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
en eşsiz dakikalar sürsün senin yaninda...
hiç yumma gözlerini, işigin eksilmesin,
gündüzüm aydinligim, ipek böcegim benim!
güz bahçemde açilmiş o son çiçegim benim!
yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
ayirma gözlerimden çocuksu gözlerini,
o sakin o yalansiz, o kuytu gözlerini.
ümit yaşar oğuzcan
bir murathan mungan şiiri.
anımsıyor musun?
bir çetemiz vardı: vahşi siyah atlar
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimselere bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
ve bir gün gideceğimiz amerika vardı
herkesin bir amerikası vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi amerikasını arardı
kısık ışıklı arkadaş odaları
plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde
kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık
okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar
ve dünyanın bütün limanları
önümüzde sessizce uzardı
biterdi plak. disk boşa dönerdi.
düşlerimiz çarpip geri dönen sulardi şimdi
böyle zamanlarda ilk sözü söylemekten
kaçinirdi herkes
sonra biri usulca kalkar, herkese çay koyardi
animsiyor musun?
vahşi, siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdırdığımız düşlerimiz kadar
aşık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi, herşey kanatır, herşey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyumayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralar umar
apansız yolculuklara çıkardık
uykulu kentlere girerdik gece yarıları
ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında
gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzaklıkta
sarhoş bindiğimiz otobüsün penceresinden
sanki bambaşka bir dünyaya bakardık
sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden
yumruklarımızı sıkar, sessizce ağlardık
ışığı açık kalmış pencereler, kepengi örtülü dükkanlara,
yaz bahçelerinden taşan çiçeklere,
adını bile bilmediğimiz bu kente
neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle
uzun uzun bakardık
anımsıyor musun?
ahh o gece yolculukları
bir başka kente, bir başka insan olmanın umutları
kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye
gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz
kaç yol arkadaşı?
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak
ne kalıyor elimizde?
ölenler,
terkedenler,
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler
vahşi siyah atlardık; yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi amerikaya
kendi amerikası da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı
rüzgar aldı
zaman aldı
o vahşi siyah atları
herşey o eski rüyada kaldı
çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların
öldükleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar
peki, sen anımsıyor musun?
anımsıyor musun?
bir çetemiz vardı: vahşi siyah atlar
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimselere bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
ve bir gün gideceğimiz amerika vardı
herkesin bir amerikası vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi amerikasını arardı
kısık ışıklı arkadaş odaları
plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde
kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık
okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar
ve dünyanın bütün limanları
önümüzde sessizce uzardı
biterdi plak. disk boşa dönerdi.
düşlerimiz çarpip geri dönen sulardi şimdi
böyle zamanlarda ilk sözü söylemekten
kaçinirdi herkes
sonra biri usulca kalkar, herkese çay koyardi
animsiyor musun?
vahşi, siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdırdığımız düşlerimiz kadar
aşık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi, herşey kanatır, herşey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyumayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralar umar
apansız yolculuklara çıkardık
uykulu kentlere girerdik gece yarıları
ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında
gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzaklıkta
sarhoş bindiğimiz otobüsün penceresinden
sanki bambaşka bir dünyaya bakardık
sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden
yumruklarımızı sıkar, sessizce ağlardık
ışığı açık kalmış pencereler, kepengi örtülü dükkanlara,
yaz bahçelerinden taşan çiçeklere,
adını bile bilmediğimiz bu kente
neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle
uzun uzun bakardık
anımsıyor musun?
ahh o gece yolculukları
bir başka kente, bir başka insan olmanın umutları
kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye
gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz
kaç yol arkadaşı?
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak
ne kalıyor elimizde?
ölenler,
terkedenler,
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler
vahşi siyah atlardık; yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi amerikaya
kendi amerikası da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı
rüzgar aldı
zaman aldı
o vahşi siyah atları
herşey o eski rüyada kaldı
çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların
öldükleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar
peki, sen anımsıyor musun?
bir yilmaz erdoğan şiiri.
gözüme ilişti gözün
içimde infilak saati!
yasak baktın nikotin sıcaklığıma,
bir sigara daha yaklaşıyor bahar...
ellerin yanında değil,
gemiler kalkıyor avuçlarından
bütün limanlara bir telaş,
yaklaşıyor bahar...
deniz altında bir zindan düşü,
ayıp sarılmalar, lanetli öpücükler
bilinmez bir nemrut esrarı
arkadaş dağlar gibi korkusuz korkular...
kekikler yeşeriyor
yaklaşıyor bahar
bir deliliğin eşiğinde
amansız mekansız
sofrasız
yani aç, ilaçsız
ve
hiçbir şiirin eskitemediği
gözlerin,
gözlerimin önünde
el pençe divan...
bahar damarı çatladı toprağın
bir nefes daha yaklaşıyor bahar.!
gözüme ilişti gözün
içimde infilak saati!
yasak baktın nikotin sıcaklığıma,
bir sigara daha yaklaşıyor bahar...
ellerin yanında değil,
gemiler kalkıyor avuçlarından
bütün limanlara bir telaş,
yaklaşıyor bahar...
deniz altında bir zindan düşü,
ayıp sarılmalar, lanetli öpücükler
bilinmez bir nemrut esrarı
arkadaş dağlar gibi korkusuz korkular...
kekikler yeşeriyor
yaklaşıyor bahar
bir deliliğin eşiğinde
amansız mekansız
sofrasız
yani aç, ilaçsız
ve
hiçbir şiirin eskitemediği
gözlerin,
gözlerimin önünde
el pençe divan...
bahar damarı çatladı toprağın
bir nefes daha yaklaşıyor bahar.!
bir ece ayhan şiiri.
o sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şey
incecik melankolisiymiş yalnızlığının
intihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam
caddelerinden ölümler aşkı pera’nın.
esrikmis herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablam
çiçeksiz bir çiçekçi dükkanının önünde durmuş
tüllere sarılı mor bir karadağ tabancasıla
zakkum fotografları varmış cezayir menekşeleri camekanda.
ben ki son üç gecedir intihar etmedim hiç bilemem
intihar karası bir faytonun ağışı göğe atlarıyla birlikte
cezayir menekşelerini seçip satın alışından olabilir mi ablamın.
o sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şey
incecik melankolisiymiş yalnızlığının
intihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam
caddelerinden ölümler aşkı pera’nın.
esrikmis herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablam
çiçeksiz bir çiçekçi dükkanının önünde durmuş
tüllere sarılı mor bir karadağ tabancasıla
zakkum fotografları varmış cezayir menekşeleri camekanda.
ben ki son üç gecedir intihar etmedim hiç bilemem
intihar karası bir faytonun ağışı göğe atlarıyla birlikte
cezayir menekşelerini seçip satın alışından olabilir mi ablamın.
sezen aksu bu şarkiyi uzay hepari için yazmiştir ölümünden sonra.
bolu dağinda e5 karayolu üzerinde bulunan,organik ürünlerle hazirlanan açikbüfe kahvaltisi ve manzarasiyla ünlü otel.
http://www.abantotelleri.com/koruotelabant.htm
http://www.abantotelleri.com/koruotelabant.htm
baş ve gövdeleri arasindaki boyun bölgesi olmayan ünlülerimizdir bunlar.
reha muhtar,nedim saban,zeki alasya,zekeriya beyaz,hincal uluç,süleyman demirel,turgut özal
bu gruba giren ünlülerimizden birkaçidir.
reha muhtar,nedim saban,zeki alasya,zekeriya beyaz,hincal uluç,süleyman demirel,turgut özal
bu gruba giren ünlülerimizden birkaçidir.
zekai tuncanin imkansiz adli eserini yorumlamiş olan tok sesli sanatçi.
http://www.ossimuzik.com/attila.php
ege üniversitesi eczacilik fakültesi mezunudur kendisi.
http://www.ossimuzik.com/attila.php
ege üniversitesi eczacilik fakültesi mezunudur kendisi.
14 mayis 2006da eczacilik günü için düzenlenecek gecede koru otelde konser verecek olan sanatçi.
(bkz: cnn turk blog)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?