confessions

firambogaz

- Yazar -

  1. toplam entry 10312
  2. takipçi 2
  3. puan 177402

başlıkları alt alta okumak

firambogaz
bilgiclerin akillarindan gecen seyler · (1)
ithilquessir · (5)
requiem for a dream · (1)
eurovision 2006 · (1)
las ketchup · (1)
lordi · (1)
basliklari alt alta okuyan gencin drami · (2)
ari barokas · (1)
kate winslet · (1)
sipa · (2)
bacon · (2)
leonardo di caprio · (1)
uma thurman · (1)
leonardo dicaprio · (3)
jennifer grey · (1)
miti kovaceva · (1)
nicin oyun · (1)
konbara · (1)
kurt lewin · (1)
pegasus airlines · (1)
basketbol gunlugu · (1)
bulent ersoy · (3)
yerli mali haftasi · (4)
karl gross · (1)
sekiz ortali kareli harita metod defteri · (2)
basliklari alt alta okumak · (2)
santiye elektrigi · (2)
matt damon · (3)
santiye · (1)
the talented mr ripley · (1)
madem rumsun birak icinde dursun · (4)
yenikent · (2)
ezan okunurken muzigi kapatmak · (2)
ethnocentrism · (1)
5 vitesli tofas marka araba · (1)
etnosentrizim · (1)
eddie · (3)
esegin siki ama kisa · (1)
biz gitmeyelim disciler eve gelsin kampanyasi · (2)
agri amacli cete kuran dis guruhu · (4)
...............
...........
........
....
...
..
.
.

daha gider bu böyle....

oyun bitti

firambogaz
sertab erener’in ilk albümünün vurucu şarkilarindan biridir..hatta ilk kaydedilen şarkidir yanliş hatilamiyorsam.sezen aksu sertab’a bir sürü şarkilar dinletmesine rağmen hiç birini beğenmemektedir sertab.ama ilk beğendiği şarki bu olmuştur ve hemen stüdyoda kaydedilmiştir...

kısa bir an bir tutuşma
darmadağın oldu herşey
sonra alıp başını gittin
niye döndün hey hey

ellerim ellerinde kaldı
dudaklarımda dişlerin
yanan etin ah gözlerin
niye döndün hey hey

söndürdüm ben yangınları
külleri savrulup gitti
hayır artık oynamıyorum
oyun bitti

bir temas binbir anı
yeminlerin ah sözlerin
silinmedi silinmiyor
hayatımdan izleri

söz müzik sezen aksu

the love song of j alfred prufrock

firambogaz
bir eliot şiiri.
(bkz: j alfred prufrock un aşk şarkısı)

gel gidelim beraberce,
akşam gelip göğün üstüne serilince
ameliyat masasında baygın bir hasta gibi...
gidelim bildiğin ıssız sokak içlerinden,
o sabahlara dek gürültüsü dinmeyen otellerle
sabahçı kahveleri önünden...
gidelim o sokaklardan işte,
bir sinsi niyetle uzadıkça uzayan münakaşalar gibi hani
sürükler ya içinden çıkılmaz bir soruya doğru seni...
kuzum, sorma! nedir diye?
kalk gidelim misafirliğe!...

odada kadınlar bir aşağı bir yukarı... michelangelo’dur konuştukları.

sarı sis sürterken sırtını pencere camlarına,
sarı duman sürterken burnunu pencere camlarına
yaladı diliyle kenarını, köşesini akşamın,
oluklarda oyalandı bir vakit su birikintileriyle,
sonra yüklenip sırtına bacalardan inen kurumu
kaydı saçaktan, ansızın başaşağı daldı,
baktı, bir ılık teşrin gecesi,
şöyle bir dolandı evin etrafında, uyuya kaldı.

elbet de bulunacak vakit
kaysın diye yol boyunca sarı duman
pencere camlarına sürterekten sırtını;
bulunacak vakit, bulunacak vakit
yaklaştığın çehrelere yakışacak bir çehre takınmana;
bulunacak vakit, hem öldürmek, hem yaratmak için
ve vakit, kaldırıp bir sual bırakan tabağına
türlü işleri, türlü günleri için ellerin;

vakit senin için de benim için de, hâlâ daha hâlâ vakit kararsızlıklar için, bin bir karar, bin bir pişmanlık için kızarmış ekmekle çay ikramından önce.

odada kadınlar bir aşağı bir yukarı... michelangelo’dur konuştukları.

elbette bulunacak vakit
"cesaretim var mı, cesaretim?" diye sormak için de,
vakit, geriye dönüldüğünde, merdivenler inildiğinde,
bir açılmış benekle saçlarının tepesinde—
(diyecekler: "bir hal oldu saçlarının dibine!")
üstümde sabah kostümüm, sımsıkı yakam, havada çene,
kıravatım zengin fakat mütevazi, bir de basit asorti iğne-
(diyecekler: "bir hal oldu el ayak bileklerine!")
cesaretim var mı
tacize kâinatı?
vakitse var aynı dakka içinde
kararlar için, pişmanlıklar için, derken hepsinin karşıtı.

zira şimdiden bilirim bütün hepsini, bir bir hepsini— bilirim sabahını, ikindisini, akşamlarını, kahve kaşıklarıyla çıkarmışım ömrümün tutarını; kesik bir ezgiyle kesilen sesleri de bilirim, ağır basınca bir uzak bölmeden bir musiki. şimdi nasıl cüret ederim ki?

şimdiden bilirim gözleri, bir bir hepsini— insanı yafta olmuş bir cümlenin altına çıkan gözleri; yaftalandıktan sonra, duvarda yarı canlı, hangi cesaretle başlamalı döküp saçmaya günlerinin yamalı bohçalarını? hem nasıl cüret ederim ki?

şimdiden bilirim kollan, bir bir hepsini—
kollar, bizelikli, beyaz ve çıplak
(ama ışık düşünce üstüne ayva tüyleri saracak!)
bir entariden yalın lavanta
kokusu rnu acaba aklımı dağıtmakta?
kollar, bir masaya uzajımış yahut bir şala sarılı.
hangi cesaretle başlamalı?
hem nasıl cüret ederim ki?

denir mi? "ben akşam karanlığında dar sokaklardan geçtim; pencerelerden sarkmış, kolları sıvalı, yalnız insanların seyrettim pipolarından yükselen dumanı."

çentikli bir çitf yengeç kıskacı olacaktım ben, seyirterekten sakin deniz düzlerinde.

ikindi vakti, akşam vakti, uyumakta öyle deliksiz!...
uzun parmaklarla okşanmış da
dalmış... yorgun... yahut yalancıktan hasta,
uzanmış şuracığa yanımıza...
kalkmalı mıyım çay, pasta ve dondurmadan sonra
yaşadığımız ânı sürüklemeye bir çıkmaza?
evet, ağladım, oruç tuttum, ağladım, dua ettim,
gördüm, evet, başımın (hafiften dazlak)
bir tepside yattığını,
demiyorum, peygamberim ben —şart değil ya bu zaten; görmedim değil devlet kuşunun bana doğru kanat
çırptığını,
paltomu tuttuğunu gördüm o ezeli kavasın, pis pis sırıttığını ne saklayayım korkudan kalbimin attığını!
zahmete değer miydi üstelik
fincanlardan, reçellerle çaylardan sonra,
porselenler ve senli benli bir sohbetin ortasında,
zahmete değer miydi
kestirip atmak meseleyi bir tebessümle,
sıkılmış bir topa döndürüp avucunda kâinatı
yuvarlamak içinden çıkılmaz bir soruya doğru?
"ben lazar’ım" diye çıkmak ortaya "ben ahretten geldim
anlatmak için size her şeyi, anlatacağım size her şeyi."
ya hanım başının altına bir yastık yerleştirerekten

"hiç de bu değildi benim aklımdan geçen, hiç de bu değildi." deyiverirse?...

zahmete değer miydi üstelik?
zahmete değer miydi?
onca guruptan sonra, yol üstü bahçelerinden, sulanmış
sokaklardan, onca romandan sonra, çay fincanlarından, döşemelerde
sürüklenen eteklerden sonra— neler daha nelerden sonra?— bir türlü anlatamıyorum meramımı bu sefer; fakat sinirlerin hayalini bir perdeye aksettirmiş gibi
bir sihirli fener: zahmete değer miydi ya hanım, bir yastık yerleştirerek yahut çıkarıp
atarken şalını. pencereye çevirip yüzünü "hiç de bu değildi," deyiverirse? "hiç de bu değildi benim aklımdan geçen."
"yok! ben prens hamlet değilim, ne de o katın ehliyim;
ben mabeyinden bir beyzade, hizmeti geçen biri
işlerin seyrine hız vermekte ve bir iki sahneye vesile,
işe yaradığına memnun gayet,
ve prense nasihat etmekte ele yatkın bir maşa nihayet,
hürmetkar, dikkatli, ihtiyatlı,
tumturaklı lâflara meraklı, fakat azıcık kalın kafalı,
kimi zaman doğrusu gülünç adamakıllı—
kimi zaman nerdeyse soytarı.

ihtiyar oluyorum... ihtiyar...
kıvıracağım zahir parçalarımı, potinlerimin konçlarına
kadar.

saçlarımı arkadan ayırsam mı acaba? yiyeyim mi dersin
bir şeftali? beyaz fanila pantolonlar ayağımda, dolaşacağım sahili.

türkü söylerken işittim deniz kızlarını birli ikili sanmam türkü söylesin onlar benim için.

açılırken gördüm onları dalgaların sırtında.
dalgaların tarayaraktan beyaz saçlarını, o arkaya savrulu,
savurdukça suları rüzgâr açıklı koyulu.

oyalandık bir vakit denizin sofralarında saçlarına kırmızı yosunlar takmış deniz perileriyle, boğulduk sonra uyanınca ansızın insan sesleriyle

orjinali:http://www.bartleby.com/198/1.html

31şubat

firambogaz
"... doğum günü partilerinden söz ettiğimde beni ilgiyle dinlediler.onlara pastayı, şarkıları, armağanları ve her yıl bir adet artan mumları anlattım.
’bunu neden yapıyorsunuz?’ diye sordular. ’bizler için kutlama, özel bir durumu gerektirir. yaşlanmanın nesi özel anlayamadık, bunu sağlamak için bir çaba göstermeyiz ki! bu kendiliğinden olur.’
’peki’ dedim ben de, ’sizler neyi kutlarsınız?’
’daha mükemmel olmayı. bizler eğer geçen yıla göre daha iyi, daha bilge olmuşsak bunu kutlarız. bunu da ancak sen kendin bilebilirsin ve kutlama partisinin ne zaman yapılabileceğini sen söylersin.’ ..."

(bkz: iyi ki doğdun)

80li yıllarda yaşamak

firambogaz


>80’li yillarda yaşamak demek
>1980 li yıllarda hayatının ilk tecrübelerini
>yaşamış, ilkokula gitmiş, ajda
>pekkan’ın alo, michael jackson’ın pepsi reklamlarını
>hatırlayacak kadar
>şanslı olmak demek... big in japan , the final
>countdown , eye of the tiger
>demek.
>icraatin içinden demek, semra koy bir kaset de
>neşemizi bulalım demek.
>köprü demek, ödediğiniz her kuruş verginin yol, su,
>elektrik olarak size geri
>dönmesi demek...voltran voltran voltran demek,
>depozito toplamak adına kola
>şisesi biriktirmek demek , adile naşit’ten masal
>dinlemek demek. debbie
>gibson, tiffany, jason danovan, sandra, modern
>talking vb...dinliyor
>olmak...comanchero’nun ve life is life’ın sözlerini
>ezberlemeye çalışmak
>demek...michael jackson, madonna, samantha fox demek
>korhan abay, cenk
>koray, metin milli, ersen ve dadaşlar demek.
>clementine, he man, she ra,
>transformers, kara şimşek demek....
>okula siyah önlükle gitmek demek. kayahan, nilüfer,
>sezen aksu, barış manço
>ile büyümek demek... köle izaura demek, ziyaretçiler
>demek!!!! acidçi misin
>metalci mi demek...
>moruk demek, herild yani demek, hey corc versene
>borc demek, olmaz maykil
>bende de yok cevabini işitmek demek, geriye dönüp
>baktıkça iç geçirmek
>demek...
> yüzyıl içindeki en iyi, en kıyak kuşak, hem eski hem
>yeni olmak demek. biraz
>gözü açık bir 80 li, yüz yıllık nesil kültürünü bir
>porsiyonda almış
>demektir.
>edi mörfiiiiiii huuuuuuuuuuuuuu şörli makleeyynn
>yeeeeeee diye bağırıp en az
>bir technotronic kasedine sahip olmak demek.
>mahalle çeşmelerinden su içmek, bayramları iple
>çekmek, cumhurbaşkanı
>denince kenan evren’i hatırlamak demek...
>koltukaltında topla okul bahçesine yalnız giderken
>"nasılsa oynayacak
>birileri vardır" diyebilmek demek...
>birisi saat sordugunda eti kemik geçiyor demek;
>evden çıkmayan bilgisayar bebeleri haline gelmeden
>çoçukluğunu yaşayabilmiş,
>son dönemin bir üyesi olmak.
>ne sorusuna zonk cevabı vermekten zevk duymak,
>büyüteç ile kağıt yakmak ve
>siyah kağıtların beyaza oranla daha kolay yandığını
>keşfetmek, 9 voltluk
>pile dilinle dokunup o ekşi anı yaşamak, televizyon
>konserlerini teybe
>çekerken odaya giren anneyi hemen susturmak, 23
>nisan çocuk bayramı
>şenliğinde gelen yabancı çocuklara 5 dakikada aşık
>olmak demek..
>son dersin son 5 dakikasında parkaları giyip zilin
>çalmasını beklemek,
>hurraa kapıya doluşmak, dışarıya pestil olarak
>çıkmak demek, sinek ilacı
>arabalarının arkasında bıraktığı bulutta deli gibi
>dolaşmak demek.
>kutu kolayı açtıktan sonra kapağını çekip çıkarıp
>atmak demek..
>tipe bak demek...
> fon müziği laura brannigan’dan self control olan
>günler...bakkala gitmenin,
>sokakta oynamanın, harçlık toplamanın geçerli
>sayıldığı... her şeye
>rağmen
>temiz ve el değmememiş bir hayat demek...sonrasında
>biz büyüdük ve kirlendi
>dünya demek....
>pazar akşamları mecburen yıkanmak ve erken yatmak
>demek...
>sesi açıp kısmak için televizyonun dibine kadar
>gidip üstündeki düğmelere
>basmak zorunda olmak demek...
>şehirlerarası yolculuklara çıkarken otobüsün 302 s
>olması için dua etmek....
>bilet alırken arka kapının önü ve tekerlek üstü
>olmasın demek.
>resimli futbolcu kartları demek, süper babaanne
>demek, fantayla kolayı
>karıştırmak demek, mahalle kavramı demek.
>çavuşevsku ve karısının kurşuna dizilişini tv den
>seyretmek demek, o
>görüntülerin yıllar sonra bile kafadan hala çıkmamış
>olması demek..
>anket ve hatıra defterlerinin olması, bunlara
>seviyorum ama kimi diye
>başlayan maniler yazmak, önünde tek arkasında 2
>çizgi olan külotlu
>çorapların havada sallanarak giydirilmesi, içinde
>biri sabunlu iki ıslak bez
>olan mustili beslenme çantası, dantel yaka, yenen
>kokulu silgi, leblebi tozu
>çekerken atlatılan ölüm tehlikeleri, hulahop, ayak
>bileğine takılarak
>çevrilen top, sek sek oynamak, bayramda mahalleye
>dağılıp şeker toplamak,
>müsaitseniz annemler size gelecek demek... trt’nin
>yayın akışının bitmesiyle
>çalan istiklal marşı için ayağa kalkıp, marşı
>hazırolda bangır bangır
>söylemek ve marşın bitiminden sonra çıkan tiz
>"biiiiiiiiiiiiip"sesine rağmen
>televizyonu kapatmamak demek...
> zerrin özer demek. nasıl da geçmişti bütün bir yaz
>demek. bu şarkıya kafanda
>klip çekmek demek.
>annelerin çernobil yüzünden çay içirmemesi, gofret
>yedirmemesi demek..
>challengerın olduğu günkü haberleri hatırlamak
>demek.. pkk saldırılarında
>her gün mutlaka birilerinin öldüğünü, şehit olduğunu
>duymak ama anlamamak
>demek.. veronica castroyu güzel zannetmek demek..
>gorbaçov’un kafasındaki kırmızılığın ne olduğunu
>merak etmek, anneye "zeki
>müren’e teyze mi diyim amca mı diyim" diye sormak,
>kenan evren’in
>cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılırken çankaya köşkü
>basamaklarından yavaş
>yavaş inip sekreteriyle vedalaşmasını hatırlamak,
>"hayat bilgisi" kitabında
>kenan evren’in resmi olması, batman ve şırnak’ın
>henüz il olmadığı günleri
>hatırlamak...
> breyk breyk arkadaş arıyorum demek....
>eve lazım olur diye fazlaca pul almak demek...
>ho ho ho hoover demek zeki müren’in size alo
>diyoruuuum demesi demek....
>ilkokulda halley, petrol ve komançero şarkılarını
>uydurma sözlerle
>söyleyerek danseden tolga han özentisi sefil dans
>grupları kurmak, okul
>sonrasında ise her gün koşturarak eve gidip; bu
>toprağın sesi programında
>kımıl zararlısı ile mücadele yöntemleri, orman
>köylüsünün sorunları ve
>yüksek randımanlı durum buğdayı türleri ile ilgili
>verilen faydalı
>bilgilerin ardından kamber ağa ile uyanık skeçlerini
>büyük bir ilgi ile
>izlemek demek...küçük yaşta bilinçli bir çiftçi
>kadar ziraat bilgisine sahip
>olmak demek...
>sinemalarda the lord of the rings, harry potter vs.
>izlemek yerine jules
>verne romanları, ömer seyfettin öyküleri okumakla
>geçirilen bir çocukluk
>demek....
> aldım çantamı kolumaaa,
>çıktım dallas yoluna,
>ben babi’yi beklerken
>ceyar girdi koluma
>şarkısını dansıyla birlikte bilmek demek.
> kimler geliyo kimler?
>sana ne,sana ne?
>ama bunu söylemenize gerek yokki,
>ben yapınca alışverişi,zaten alıyorum satış fişi
>replikleri barındıran
>ali-ayşegül atik reklamı ve bakkal amca, bir pergel,
>bir kalem, bir de
>çikolata alacağım.
>erooooolll, eroooolll
>(mahallede çocuklardan biri) buraya gelin dedim size
>buraya !
>fişini de al oğlum’daki meşhur erol,
>hadi hep birlikte, hep birlikte, biz biz olalım
>yemeklerden önceeee,
>lavaboya koşalım, hafta da bir kere tırnakları
>keselim, fırçalayıp onları
>tertemiz olalım diye şarkılar ezberleyen bir nesil
>olmak....
> icraatın içinden izleyip özal’ın kalemine bakıp
>hipnotize olmaya çalışmak...
> videocudan american ninja, kartal, kan sporu ve evil
>dead gibi filmleri
>kiralamak demek...
>analogtan dijitale geçiş devrini yaşamış birey
>olduğunu anlamak ve ikisinden
>de farklı zevkler aldığının farkına varmak demek...
>çok güzel bir ülkenin
>son yıllarını hayal meyal hatırlamak, sonra da
>çivisinin çıkışını görerek
>büyümek demek...
>hava durumlarının eksi değil de "sıfırın altında
>bilmem kaç" denildiğini
>bilmek demek....
>apartmanın çatısına 5 metrelik anten takıp üstüne de
>tencere kapağı bağlayan
>bir abinin sizi tv önüne oturtması ve çatıdan oldu
>mu diye bağırıp anteni
>ayarlamaya çalışması . yabancı kanallarını
>görüntülemek adına .. oldu oldu
>diye camdan kafayı çıkarıp bağırmak ve kimsenin buna
>şaşırmaması demek.
>siyah beyaz ve karlı bir görüntü de olsa .. üstelik
>yabancı dilde tek kelime
>anlamasanız da gündüz vakti çizgi film izlemek için
>az debelenmemiş olmak
>demek...
> muhtemelen hayatımız boyunca yaşadığımız en güzel 10
>yıl demek... trt 1’de
>oluşan sorunlar sonucu yayına bir süre ara
>verildiğinde ekrana getirilen
>donuk ağaç, dağ bayır resmine 10 dakika hareketsiz
>bakabilmek demek...
>türkiyede yaşamış son mutlu kuşak olduğunu hüzünle
>hissetmek demek....
252 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol