(bkz: mecidiyeköy)
osmanlı devletinde 1840 yılında basılmış olan gümüş sikkedir.
üstü ve yanları örtülü, dört tekerlekli, yaysız araba.
çam, ardıç, ladin ağaçlarının iğne gibi ince yaprakları.
ilk olarak almanyada yapılan sentetik dokuma ipliği ve bu iplikle dokunmuş kumaşa verilen isim.
madencilikte çökmeyi engelleyen bağların oynamasını veya kaymasını önlemek için aralara yerleştirilen direk parçası.
(bkz: saç firçasi)
ukde vererek verdiğiniz ukdeyi itina ile doldurmanizi tavsiye eden ukde.
(bkz: damacana)
(bkz: plastik sut sisesi)
bir cemal süreya şiiri...
1.
yürüyor muyduk,
yoksa bir doğa parçasının
altını mı çizdiriyorlar bize?
2.
ellerimizde küçük kağıt kutular
yüzlerimiz asılsız.
3.
bir yere geldik ki
hiçbir sokağın adın yok.
4.
binlerce çocuk,
siyah-beyaz bir kuşak,
ötelerden sessizce.
5.
cebimde bir paket sigara
bir tırnak makası
bir mendil
ve bir küçük yaratık
ne olduğunu bilmediğim.
6.
bir yere geldik ki
güneş heyy!
ay, ayy!
7.
bu toptan içine devrildiğimiz
bu bir şey, bir değirmi,
anlatılmaz bu, bu bir gülümseme.
8.
öteşiirde
batar çıkar sözcüklerimiz.
1.
yürüyor muyduk,
yoksa bir doğa parçasının
altını mı çizdiriyorlar bize?
2.
ellerimizde küçük kağıt kutular
yüzlerimiz asılsız.
3.
bir yere geldik ki
hiçbir sokağın adın yok.
4.
binlerce çocuk,
siyah-beyaz bir kuşak,
ötelerden sessizce.
5.
cebimde bir paket sigara
bir tırnak makası
bir mendil
ve bir küçük yaratık
ne olduğunu bilmediğim.
6.
bir yere geldik ki
güneş heyy!
ay, ayy!
7.
bu toptan içine devrildiğimiz
bu bir şey, bir değirmi,
anlatılmaz bu, bu bir gülümseme.
8.
öteşiirde
batar çıkar sözcüklerimiz.
bir cemal süreya şiiri...
i
art çocuk, muhyiddin çelebi,
molla fenarinin kısık fitili;
okuduğu her beyitten sonra
gülsuyuyla yıkardı ağzını;
kirlidir şiir; ve söz atılmazsa zehirdir;
bunu bilirdi;
acı bir gölge geçerdi bakışından,
mesir macununun içindeki çivit gibi.
karısı yanındaydı hep,
çocukluktan kalma
ve artık değişmezlik kazanmış
yanlış bilgi;
odalarda ışıksız iki aslan
derinliğine iki atla sevişirdi.
kerbela yası hemen her zaman
görünmez kılardı mevlit sevincini;
ölümü düşünen,
daha doğrusu anımsayan yüzü
ilençler denizinde yüzerdi.
ii
dikenli tele takılmış çiçek,
yüzyılımız çiçek diye seni getirdi.
gökyüzüne çarpıp düşen kelebek,
kumaşları mı diyeceksin şimdi?
iii
pencere silen kadınların
uzaklarda bir yeri aynatmasından belli;
giysilerden, bayraklardan, cenaze törenlerinden;
ayakları dolaşan sandalyelerden;
ağzı ağzına dolu telefonlardan
gözleri bozuk paralardan
saplantılı duvar saatlerinden
içkilerin giderek küçülmesinden
belli, iyi şeyler olmayacak.
iv
meyvelerin turuncu aktığı oynak oluk,
ayrımlar eşiği
merhaba tahıl,
yolun bilgisi işte bitti!
evreşe,
tek türküsüyle varolan ela gözlü kasaba,
bir çocuğum olsun isterdim senden.
adını değiştirmişler senin de mi?
v
bir şey var şu bizim durumumuz ona benziyor
umarsızlığı yüceltmek mi desem?
renkleri beklemek belki...
makbule geçmeyen armağan
ya da
zindanda gökbilim öğrenimi.
ya da
satın alınmak
ezgiler tarafından.
vi
yakup cemilin
kurşuna dizilmeden hemen önce
üst üste içtiği
ömründeki ilk üç sigara.
vii
ölü duvağı,
ak altın
boz altın.
viii
kafes de, diyorlar, kuşu neden istesin ki!
gözlerine mendil bağlamış hocalar.
nerden mi öğrendim, gazeteden mi?
karaköy altgeçidinde bekliyor
şemsiyesini tüfek gibi asmış omzuna
ölüm meleği.
ix
yazı arık günbatımında
yazı bize geldi.
x
bir şey var
balkonlar kollarını açmışlar
ona sarılacaklar.
i
art çocuk, muhyiddin çelebi,
molla fenarinin kısık fitili;
okuduğu her beyitten sonra
gülsuyuyla yıkardı ağzını;
kirlidir şiir; ve söz atılmazsa zehirdir;
bunu bilirdi;
acı bir gölge geçerdi bakışından,
mesir macununun içindeki çivit gibi.
karısı yanındaydı hep,
çocukluktan kalma
ve artık değişmezlik kazanmış
yanlış bilgi;
odalarda ışıksız iki aslan
derinliğine iki atla sevişirdi.
kerbela yası hemen her zaman
görünmez kılardı mevlit sevincini;
ölümü düşünen,
daha doğrusu anımsayan yüzü
ilençler denizinde yüzerdi.
ii
dikenli tele takılmış çiçek,
yüzyılımız çiçek diye seni getirdi.
gökyüzüne çarpıp düşen kelebek,
kumaşları mı diyeceksin şimdi?
iii
pencere silen kadınların
uzaklarda bir yeri aynatmasından belli;
giysilerden, bayraklardan, cenaze törenlerinden;
ayakları dolaşan sandalyelerden;
ağzı ağzına dolu telefonlardan
gözleri bozuk paralardan
saplantılı duvar saatlerinden
içkilerin giderek küçülmesinden
belli, iyi şeyler olmayacak.
iv
meyvelerin turuncu aktığı oynak oluk,
ayrımlar eşiği
merhaba tahıl,
yolun bilgisi işte bitti!
evreşe,
tek türküsüyle varolan ela gözlü kasaba,
bir çocuğum olsun isterdim senden.
adını değiştirmişler senin de mi?
v
bir şey var şu bizim durumumuz ona benziyor
umarsızlığı yüceltmek mi desem?
renkleri beklemek belki...
makbule geçmeyen armağan
ya da
zindanda gökbilim öğrenimi.
ya da
satın alınmak
ezgiler tarafından.
vi
yakup cemilin
kurşuna dizilmeden hemen önce
üst üste içtiği
ömründeki ilk üç sigara.
vii
ölü duvağı,
ak altın
boz altın.
viii
kafes de, diyorlar, kuşu neden istesin ki!
gözlerine mendil bağlamış hocalar.
nerden mi öğrendim, gazeteden mi?
karaköy altgeçidinde bekliyor
şemsiyesini tüfek gibi asmış omzuna
ölüm meleği.
ix
yazı arık günbatımında
yazı bize geldi.
x
bir şey var
balkonlar kollarını açmışlar
ona sarılacaklar.
golü elle yada ofsayttan atan futbolcunun gerçekleştirmesi gereken eylem.
12 dev adamın 12 cesur yürek olduğu şampiyona.
bir ingiliz atasözü.
(bkz: aspirin)
(bkz: dunyayi degistiren olaylar)
30 ağustos zafer bayramı nedeniyle bu hafta zafer haftası olarak kabul edilmiştir.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?