şöyle enteresan isimleri de olabiliyor;
(bkz: yalnız vatan için partisi)
(bkz: ergenekon köylü ve işçi partisi)
(bkz: arıtma koruma partisi)
(bkz: islam koruma partisi)
(bkz: güden partisi)
(bkz: ufak parti )
(bkz: medeniyet hayvansever ekonomi ve tarım partisi)
(bkz: türkiye sultan partisi)
(bkz: ulusal muhtariyet partisi)
(bkz: gönül birliği yeşiller partisi)
kaynak;
http://www.ntvmsnbc.com/id/25132088/
kimin eli kimin cebinde konulu türk filmidir.
kurulmasında hasan ali yücel in büyük emeği olan; fakat fikir olarak atatürk e ait enstitülerdir. atatürk yönetim biçimini demokrasi olarak belirledikten sonra, demokrasinin cahil toplumların elinde nasıl tehlikeli bir silaha dönüşeceğini öngörmüş ve bu enstitülerin kurulmasını; bilgisiz, okuma yazması bile olmayan halkın( ki o dönemde okuma yazma oranı %10 un altındaydı ) aydınlatılmasını istemiştir. türkiye nin bu enstitüler dönemindeki hızla gelişmesi, fikrin başarılı sunuç veriğinin kanıtıdır. ancak ne yazık ki toplumun tamamına ulaşamadan, hedeflenen aydınlanma sağlanamadan bir çok sudan sebeple ve en önemlisi truman doktrini sebebiyle enstitüler kapatılmıştır. sonuç olarak toplum cahil kalmış, demokrasi tehlikeli bir silaha dönüşmüştür.
bu akşam 22.05 te başlayacak uefa avrupa ligi l grubu ilk maçıdır.
durduk yerde insanı üzen şarkıdır.
http://www.dailymotion.com/video/x7nrbc_cem-adrian-bir-melek-olurken-emir-2_music
http://www.dailymotion.com/video/x7nrbc_cem-adrian-bir-melek-olurken-emir-2_music
sokakta karşılaşsalar selamlaşmayacak insanların birbirlerine mesaj atmasına vesile olan günlerdir. hatta genelde birinde diğerinin numarası kayıtlı bile olmaz, o derece. bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilemedim şimdi?
gelmiş geçmiş en can yakan filmlerden biridir kendisi. rol alan herkes muhteşem performans sergilemiş bu filmde. son sahnelerindeki polis baskını fiyaskosu hariç başka bir kusuru yok gibi.
komser şekspir filminde bir sahnede sokak şarkıcılarını canlandıran gruptur.
1 eylül itibariyle hayatına başlayan sözlüktür. yeni bir sözlük değildir, lafmacun org un yeni ismidir.
hayatına meydan sözlük adı altında devam edecek sözlüktür.
the matrix reloaded filminde ne dediğini anlamadığım şahsiyettir.
esp isimli şarkılarında hayko cepkin ile düet yapan gruptur. çok güzel olmuş şarkı.
bizi erkan petekkaya gibi bir adamın ikinci kaptan olduğuna inandırmaya çalışan dizidir. 20 yaşında çocuğu olan adamın nasıl hala 2. kaptan olduğunu mantıklı bir şekilde açıklarlarsa bizzat tebrik etmek isterim kendilerini.
dürüstlük erdem değildir. yalan söylemek kötülük yapmak değildir. yalancı insan kötü insan değildir. yalan söylemekle kandırmak aynı şey değildir. kandırmak kötüdür. kandıran insan kötü insandır. hiç kimse kendisine dürüst davranılmasını hak edecek kadar değerli değildir. dürüstlük saflık değildir. saflık kötüdür. dürüstlük masumiyettir. masumiyet yoktur. suçluluğun derecesi vardır.
bu kitabı okuyan kimle konuştuysam esas oğlanın esas kadına olan aşkının ne kadar büyük olduğunu, kitabın muhteşem bir aşk öyküsünü anlattığını söylüyor. kitabın muhteşemliğine katılıyorum tabi ama bence onu bu kadar muhteşem yapan adamın kadına olan aşkı değil, kadının adama olan aşkı.
kadın gayet düzgün bir aile hayatına sahip, iyi bir anne, iyi bir eş, varlıklı bir insan, davranışlarıyla olgunluğuyla yani hemen her yönüyle kusursuz bir kahraman. bu kadına duyulan aşk kitabın başarısının nedeni olamaz. yani böyle bir kadını alın her hangi bir hikayenin ortasına koyun, o hikayedeki erkekler de bu kadına aşık olurlar. yani böyle bir kadına aşık olmak meziyet değildir.
kadının adama olan aşkı çok daha büyük ve etkileyici. içinde bulunduğu hayatın bütün nimetlerinden vazgeçip geleceğe yönelik hiç bir şey vadetmeyen, kendisinden yaşça da küçük bir adama aşık oluyor ve onu sevgilisi gibi değil evladı gibi seviyor.
hikayeyi bu kadar etkileyici yapan olay tam olarak budur. adam kadına istediği kadar aşık olsun, kadın ona karşı bir şeyler hissetmeseydi kitap hiç ilgi çekici olmayan platonik bir aşkı anlatan vasat bir kitap olurdu; fakat bu durumun tersi için aynı şeyi söyleyemeyiz.
kadın gayet düzgün bir aile hayatına sahip, iyi bir anne, iyi bir eş, varlıklı bir insan, davranışlarıyla olgunluğuyla yani hemen her yönüyle kusursuz bir kahraman. bu kadına duyulan aşk kitabın başarısının nedeni olamaz. yani böyle bir kadını alın her hangi bir hikayenin ortasına koyun, o hikayedeki erkekler de bu kadına aşık olurlar. yani böyle bir kadına aşık olmak meziyet değildir.
kadının adama olan aşkı çok daha büyük ve etkileyici. içinde bulunduğu hayatın bütün nimetlerinden vazgeçip geleceğe yönelik hiç bir şey vadetmeyen, kendisinden yaşça da küçük bir adama aşık oluyor ve onu sevgilisi gibi değil evladı gibi seviyor.
hikayeyi bu kadar etkileyici yapan olay tam olarak budur. adam kadına istediği kadar aşık olsun, kadın ona karşı bir şeyler hissetmeseydi kitap hiç ilgi çekici olmayan platonik bir aşkı anlatan vasat bir kitap olurdu; fakat bu durumun tersi için aynı şeyi söyleyemeyiz.
2010 dünya basketbol şampiyonası sırasında isimlerine yakışır şekilde başarılı bir performans gösterdiler. fakat dikkatimi çeken bir kaç olumsuz nokta var.
birincisi; elemeler sırasında izmir grubu maçları fazla ekrana gelmedi malesef. oysa o grupta sonuçlarına bakınca, seyir zevkinin yüksek olduğunu düşündüğüm maçlar oynandı.
ikincisi ve daha önemli olan seçtikleri basketbol yüzleri; ntv ve ntv spor yayınlarında maçlardan çok ibrahim kutluay vardı. maç önünde, maç sonrasında, ertesi gün kupa gündeminde, saat başı haberlerinde.. o her daim fönlü saçlarını görmekten illallah geldi artık. adamın basketbol kariyerine büyük saygım var, yorumlarını da beğeniyorum ama insan bir yerden sonra karşısındaki doğru şeyler de söylese dinlemek istemiyor. oysa basketbol ve ntv kelimelerini duyunca benim jenerasyonumun aklına üç isim gelir; murat kosova, kaan kural, murat murathanoğlu. bu üçlü ntv’ nin nba yayınlarını aldığı yıldan itibaren basketbol yorumculuğunu üç dört seviye yukarı çıkarmayı başaran üçlüdür. murat kosova artık ntv kadrosunda olmadığı için bir şey diyemem. murat murathanoğlu’ na da zaten maçları anlattırarak hakkını teslim ettiler. ama kaan kural gibi bir adamdan çok çok az yararlandılar. kesinlikle işin yorum kısmında en önde kaan kural olmalıydı, ntv ise onu yardımcı oyuncu gibi kullandı. aslında aynı problemi futbolda da yaşıyorlar bence. orada da müthiş bir rıdvan dilmen hakimiyeti var. her olayda ’rıdvan hoca’ ya bağlanılıyor. bu ’tek yüz’ anlayışından vazgeçmeliler.
yorumcu seçimlerini bu kadar eleştirdikten sonra bir noktada da haklarını teslim etmek lazım. ihsan bayülken konusunda çok ısrarcı oldular ve sonunda istediklerini aldılar bence. geçen sene anlattığı ve hatta yorumladığı her maçı zehir eden, iki kelimeyi bir araya getiremeyen ihsan bayülken’ de büyük gelişme var. artık çok daha sade, akıcı ve anlaşılır yorumlar yapıyor. özellikle murat murathanoğlu’ yla da iyi bir ikili oluşturdular. ntv bu adamı vitrine çıkardığı ilk zamanlar çok başarısız bir seçim olduğunu düşünmüştüm, uzun zaman da öyle düşünmeye devam ettim ama artık öyle düşünmüyorum. kadroya yeni katılan insanlara süre tanımak sadece sporun saha kısmında değil, basın kısmında da işe yarıyormuş demekki.
birincisi; elemeler sırasında izmir grubu maçları fazla ekrana gelmedi malesef. oysa o grupta sonuçlarına bakınca, seyir zevkinin yüksek olduğunu düşündüğüm maçlar oynandı.
ikincisi ve daha önemli olan seçtikleri basketbol yüzleri; ntv ve ntv spor yayınlarında maçlardan çok ibrahim kutluay vardı. maç önünde, maç sonrasında, ertesi gün kupa gündeminde, saat başı haberlerinde.. o her daim fönlü saçlarını görmekten illallah geldi artık. adamın basketbol kariyerine büyük saygım var, yorumlarını da beğeniyorum ama insan bir yerden sonra karşısındaki doğru şeyler de söylese dinlemek istemiyor. oysa basketbol ve ntv kelimelerini duyunca benim jenerasyonumun aklına üç isim gelir; murat kosova, kaan kural, murat murathanoğlu. bu üçlü ntv’ nin nba yayınlarını aldığı yıldan itibaren basketbol yorumculuğunu üç dört seviye yukarı çıkarmayı başaran üçlüdür. murat kosova artık ntv kadrosunda olmadığı için bir şey diyemem. murat murathanoğlu’ na da zaten maçları anlattırarak hakkını teslim ettiler. ama kaan kural gibi bir adamdan çok çok az yararlandılar. kesinlikle işin yorum kısmında en önde kaan kural olmalıydı, ntv ise onu yardımcı oyuncu gibi kullandı. aslında aynı problemi futbolda da yaşıyorlar bence. orada da müthiş bir rıdvan dilmen hakimiyeti var. her olayda ’rıdvan hoca’ ya bağlanılıyor. bu ’tek yüz’ anlayışından vazgeçmeliler.
yorumcu seçimlerini bu kadar eleştirdikten sonra bir noktada da haklarını teslim etmek lazım. ihsan bayülken konusunda çok ısrarcı oldular ve sonunda istediklerini aldılar bence. geçen sene anlattığı ve hatta yorumladığı her maçı zehir eden, iki kelimeyi bir araya getiremeyen ihsan bayülken’ de büyük gelişme var. artık çok daha sade, akıcı ve anlaşılır yorumlar yapıyor. özellikle murat murathanoğlu’ yla da iyi bir ikili oluşturdular. ntv bu adamı vitrine çıkardığı ilk zamanlar çok başarısız bir seçim olduğunu düşünmüştüm, uzun zaman da öyle düşünmeye devam ettim ama artık öyle düşünmüyorum. kadroya yeni katılan insanlara süre tanımak sadece sporun saha kısmında değil, basın kısmında da işe yarıyormuş demekki.
bugün anladım ki eylül de daha bir güzel oluyor bu şehir.
sadece sevmiyorum seni gayeyi ilgilendiren sorunlardır.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?