(bkz: ritim)
bir müzik eserinin icrası sırasında ritmi belirgin olarak veren saz.
(bkz: ritim saz)
bir dizede, bir notada vurgu, uzunluk veya ses özelliklerinin, durakların düzenli bir biçimde tekrarlanmasından doğan ses uygunluğu, tartım, dizem.
düşey direkler üzerine paralel olarak tutturulmuş iki tahta çubuktan oluşmuş jimnastik aracı.
(bkz: barparalel)
anadolunun doğu ve kuzey bölgesinde, en çok artvin ve erzurum yörelerinde el ele tutuşularak oynanan, ağır ritimli bir halk oyunu.
eni boyundan ve derinliğinden çok olan, basık ve geniş.
tereyağı çıkarmak için sütün, yoğurdun içinde çalkalandığı kap veya makine.
halkdilinde yayık.
çoğunlukla toprak veya tahtadan yapılan arı barınağı.
kovandan bal alırken arılardan korunmak için başa giyilen, ön tarafı telden başlık, gözlük.
(bkz: gözene)
atların çevreden ürkmemeleri için gözlerinin iki yanına takılan siper.
adam, karısının kedisinden nefret etmektedir. kadın evde yokken arabaya attıgı gibi uzak bir mahalleye bırakır hayvanı..
eve geri gelir bakar bizimki kanepenin üzerinde mısıl mısıl uyuyor..
ertesi hafta daha uzaga bırakır.. geri gelir bizimki gene kanepenin üzerinde!..
bir hafta sonra daha da uzaga bırakır, geri gelir, gene evde!..
en sonunda alır hayvanı gider, gider, gider..
aksam evin telefonu çalar.. karısı telefonu açar. karsında kocası
"alo? necla kedi evde mi?"
"evdeee.."
"versene su lavugu bana yolu tarif etsin.."
eve geri gelir bakar bizimki kanepenin üzerinde mısıl mısıl uyuyor..
ertesi hafta daha uzaga bırakır.. geri gelir bizimki gene kanepenin üzerinde!..
bir hafta sonra daha da uzaga bırakır, geri gelir, gene evde!..
en sonunda alır hayvanı gider, gider, gider..
aksam evin telefonu çalar.. karısı telefonu açar. karsında kocası
"alo? necla kedi evde mi?"
"evdeee.."
"versene su lavugu bana yolu tarif etsin.."
neden kadin şair yok?
bu soruyu, yıldızlı bir gece yarısı, semaya doğru birbirinden güzel mısralar haykıran dostlara soruverdim apansız...
saatlerdir birbiri ardınca okunan harikulade şiirlerin biri bile kadın şair elinden çıkma değildi.
"bana 3 kadın şair sayın" dedim; zorlandılar.
sonra antolojilere baktım:
memet fuatın "çağdaş türk şiiri"nde (adam, 1996) 84 şair arasındaki tek kadın gülten akındı:
"ah kimselerin vakti yok / durup ince şeyleri anlamaya / kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar / evler, çocuklar, mezarlar çizerek dünyaya".
ilhami soysalın "20. yüzyıl türk şiiri"ndeki (bilgi, 1973) 60 şair arasına, gülten akın dışında bir de türkan ildeniz girebilmişti:
"beni senden zorla kopardılar yiğidim / bir kınamadır tutturdu gözleri / cümlesi bir olup kanıma tükürdüler / zincirlediler ellerimi / seviyorum diye başlayacaktı savunmam / söz hakkı vermediler".
* * *
kadın şair azlığının nedenini tartışırken kadının erkek toplum içinde ezilişinden, ev işlerine mahkûm edilişinden dem vuruldu. bunlar doğruydu da, soruyu yanıtlamaya yetmiyordu:
neden kadın romancı ya da öykücü deyince bir çırpıda 10 isim sayabiliyorduk da şair gelmiyordu aklımıza?
şiiri bu denli erkeksi kılan neydi?
şiirin bir zaafı mı, erkeğin bir vasfı mı?
en maço tabiriyle, "kadın yazmıyor, yazdırıyor" muydu?
* * *
yanıtı doç. dr. nazan bekiroğlunun (www.nazanbekiroglu.net) "osmanlıda kadın şairler" makalesinde buldum:
bekiroğlu, "osmanlının geleneksel döneminde kadın şair yok denecek kadar az. çünkü kadınların şiir biçiminde bile duygularını ifade etmesi, hatta vuslat, aşk, muhabbet, sevda, yâr gibi sözcükleri kullanması ayıp sayılmaktadır" diyor.
bu durum, kadın ruhunda bir sakınım içgüdüsü yaratıyor. kadın, "maddi cazibe"den, yani başını açmaktan kaçındığı kadar, "manevi cazibe"den yani yüreğini açmaktan da kaçınıyor.
"ya susacak ya toplumsal baskıyı göze alacaktır. ikisini de yapamayan, klişeleri erkeklerce belirlenmiş bir söylemi taklit eder. bu, baştan yenilgidir".
"bugün hâlâ yahya kemal ya da necip fazıl ölçüsünde bir kadın şairimiz yoksa ama yakup kadri ya da kemal tahir ölçeğinde romancılar olarak halide edip ya da adalet ağaoğludan bahsedebiliyorsak bu, gelenek yokluğundadır" diyor bekiroğlu...
kadın şair, tanzimatta şiir koşusuna katıldığında erkek meslektaşı 6 asırdır yazıyordu. oysa romanda öyle değil. roman, tanzimatla başladı. ilk türk romanı intibah (1876) ile fatma aliyenin muhazaratı (1892) arasında sadece 16 yıl var. o yüzden erkeklerle aşık atabiliyor kadın romancılar...
* * *
ancak günümüzde işler değişiyor. kadın, hayatla birlikte şiire de sızıyor.
müjdan cunbur ile neriman saryalın derlediği "türk kadınının şiiri" (1997) kitabında lale müldürden, perihan mağdene, gülsüm akyüzden melisa gürpınara dek 100ü aşkın kadın şair adı var.
yılmaz odabaşının "son çeyrek yüzyıl şiir antolojisi" (alfa, 2003), yeni kuşaktaki kadın şair patlamasının belgesi...
sombahar dergisinin "kadın şairler özel sayısı"nda (ocak-nisan 1994) günseli inal "bir toplumda kadın şairin varlığı, o toplumun ilerleme ve uygarlık düzeyi göstergesidir" diyor.
erken yitirdiğimiz nilgün marmaranın bir çığlığıyla bitirelim:
"ey, iki adımlık yerküre / senin bütün arka bahçelerini gördüm ben..."
can dündar
bu soruyu, yıldızlı bir gece yarısı, semaya doğru birbirinden güzel mısralar haykıran dostlara soruverdim apansız...
saatlerdir birbiri ardınca okunan harikulade şiirlerin biri bile kadın şair elinden çıkma değildi.
"bana 3 kadın şair sayın" dedim; zorlandılar.
sonra antolojilere baktım:
memet fuatın "çağdaş türk şiiri"nde (adam, 1996) 84 şair arasındaki tek kadın gülten akındı:
"ah kimselerin vakti yok / durup ince şeyleri anlamaya / kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar / evler, çocuklar, mezarlar çizerek dünyaya".
ilhami soysalın "20. yüzyıl türk şiiri"ndeki (bilgi, 1973) 60 şair arasına, gülten akın dışında bir de türkan ildeniz girebilmişti:
"beni senden zorla kopardılar yiğidim / bir kınamadır tutturdu gözleri / cümlesi bir olup kanıma tükürdüler / zincirlediler ellerimi / seviyorum diye başlayacaktı savunmam / söz hakkı vermediler".
* * *
kadın şair azlığının nedenini tartışırken kadının erkek toplum içinde ezilişinden, ev işlerine mahkûm edilişinden dem vuruldu. bunlar doğruydu da, soruyu yanıtlamaya yetmiyordu:
neden kadın romancı ya da öykücü deyince bir çırpıda 10 isim sayabiliyorduk da şair gelmiyordu aklımıza?
şiiri bu denli erkeksi kılan neydi?
şiirin bir zaafı mı, erkeğin bir vasfı mı?
en maço tabiriyle, "kadın yazmıyor, yazdırıyor" muydu?
* * *
yanıtı doç. dr. nazan bekiroğlunun (www.nazanbekiroglu.net) "osmanlıda kadın şairler" makalesinde buldum:
bekiroğlu, "osmanlının geleneksel döneminde kadın şair yok denecek kadar az. çünkü kadınların şiir biçiminde bile duygularını ifade etmesi, hatta vuslat, aşk, muhabbet, sevda, yâr gibi sözcükleri kullanması ayıp sayılmaktadır" diyor.
bu durum, kadın ruhunda bir sakınım içgüdüsü yaratıyor. kadın, "maddi cazibe"den, yani başını açmaktan kaçındığı kadar, "manevi cazibe"den yani yüreğini açmaktan da kaçınıyor.
"ya susacak ya toplumsal baskıyı göze alacaktır. ikisini de yapamayan, klişeleri erkeklerce belirlenmiş bir söylemi taklit eder. bu, baştan yenilgidir".
"bugün hâlâ yahya kemal ya da necip fazıl ölçüsünde bir kadın şairimiz yoksa ama yakup kadri ya da kemal tahir ölçeğinde romancılar olarak halide edip ya da adalet ağaoğludan bahsedebiliyorsak bu, gelenek yokluğundadır" diyor bekiroğlu...
kadın şair, tanzimatta şiir koşusuna katıldığında erkek meslektaşı 6 asırdır yazıyordu. oysa romanda öyle değil. roman, tanzimatla başladı. ilk türk romanı intibah (1876) ile fatma aliyenin muhazaratı (1892) arasında sadece 16 yıl var. o yüzden erkeklerle aşık atabiliyor kadın romancılar...
* * *
ancak günümüzde işler değişiyor. kadın, hayatla birlikte şiire de sızıyor.
müjdan cunbur ile neriman saryalın derlediği "türk kadınının şiiri" (1997) kitabında lale müldürden, perihan mağdene, gülsüm akyüzden melisa gürpınara dek 100ü aşkın kadın şair adı var.
yılmaz odabaşının "son çeyrek yüzyıl şiir antolojisi" (alfa, 2003), yeni kuşaktaki kadın şair patlamasının belgesi...
sombahar dergisinin "kadın şairler özel sayısı"nda (ocak-nisan 1994) günseli inal "bir toplumda kadın şairin varlığı, o toplumun ilerleme ve uygarlık düzeyi göstergesidir" diyor.
erken yitirdiğimiz nilgün marmaranın bir çığlığıyla bitirelim:
"ey, iki adımlık yerküre / senin bütün arka bahçelerini gördüm ben..."
can dündar
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?