deneme ve eleştiri yazarı, sanat tarihçisi, çevirmen, kültür adamı sabahattin eyuboğlu 13 ocak 1973’te istanbul’da kalp krizinden öldü, merkezefendi mezarlığı’na gömüldü. ressam bedri rahmi eyuboğlu’nun ağabeyi olan sabahattin eyuboğlu 1908’de akçaabat’ta doğdu. trabzon lisesi’nde son sınıf öğrencisiyken öğretim üyesi yetiştirmek amacıyla açılan sınavı kazanarak fransa’ya gitti. dijon (1928), lyon (1930), sorbonne (1931) üniversitelerinde sanat tarihi ve estetik öğrenimi gördü. 1932’de türkiye’ye döndü. istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi fransız dili ve edebiyatı bölümü’nde doçent olarak göreve başladı.
milli eğitim bakanlığı’nda müfettişlik, talim terbiye kurulu üyeliği, tercüme bürosu’nda başkanlık, hasanoğlan yüksek köy enstitüsü’nde öğretmenlik yaptı (1939-1947). 1947’de son iki görevinden uzaklaştırılınca fransa’ya gitti. dönüşünde yeniden müfettiş olarak görevlendirildi. 1950’de edebiyat fakültesi’ne girdi, istanbul teknik üniversitesi’nde ve istanbul tatbiki güzel sanatlar yüksekokulu’nda sanat tarihi okuttu. 27 mayıs’tan sonra “147”ler adıyla bilinen, üniversiteden uzaklaştırılan öğretim üyeleri arasında o da vardı. yeniden göreve çağrılınca yalnız itü’deki derslerini sürdürdü. 12 mart döneminde gizli örgüt kurmakla suçlanıp azra erhat ve vedat günyol’ la birlikte tutuklandı; aklandıktan kısa bir süre sonra da öldü. eyuboğlu’nun ilk yazısı 1930’da hakimiyet-i milliye’de yayımlandı. 1930’larda tan, varlık, ağaç gibi dergilerde çıkan deneme, eleştiri ve incelemeleri ilgi gördü. 1940’lardan sonraki çalışmalarıyla etkin oldu. tercüme, yaprak, yeni ufuklar, tanin, cumhuriyet vb’ de çıkan yazılarıyla hümanist düşüncenin öncülüğünü yaptı. azra erhat ve halikarnas balıkçısı’yla birlikte türk kültürünü “anadolu hümanizmi” kavramıyla açıklayarak yeni bir kültür yorumu getirdi. denemelerinin bir bölümünü 1961’de mavi ve kara adıyla kitaplaştırdı. bu kitaba girmeyen yazıları ölümünden sonra basılan sanat üzerine denemeler’ de (1974) toplandı. birçok dünya klasiğini türkçeye çeviren eyuboğlu 1959’da m. ali cimcoz’ la eflatun’ dan yaptığı devlet çevirisiyle tdk ödülünü aldı. sanat tarihçisi olarak mazhar şevket ipşiroğlu’yla birlikte yazdığı avrupa resminde gerçek duygusu (1952), fatih albümüne bakış (1952) gibi kitapların yanı sıra eski anadolu uygarlıkları üzerine belgesel filmler yaptı: hitit güneşi (1956), siyah kalem (1958), surname (1959), anadolu yolları (1959) vb. ipşiroğlu ve aziz albek’ le çektiği hitit güneşi 1956’da berlin film festivali’nde ödül aldı.
http://www.ata.boun.edu.tr/
bu şiirin bir de sabahattin eyüboğlu çevirisi mevcuttur ki henüz ona ulaşamadim.
bir rudyard kipling şiiri , bülent ecevit türkçeye şöyle çevirmiştir:
çevrende herkes şaşırsa ve bunu da senden bilse,
sen aklı başında kalabilirsen eğer,
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem de kendine güvenebilirsen eğer,
bekleyebilirsen usanmadan,
yalanla karşılık vermezsen yalana,
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana,
düşlere kapılmadan düş kurabilir,
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
ne kazandım diye sevinir,
ne yıkıldım diye yerinir,
ikisine de vermeyebilrsen değer,
söylediğin gerçeği derip büken düzenbaz,
kandırabilir diye saflar dert etmezsen,
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
koyulabilirsen işe yeniden,
döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın diline
baştan tutabilirsen yolunu,
yüregine, sinirine "dayan" diyecek,
direncinden başka şeyin kalmasa da,
herkesin bırakıp gittiği noktada
sen dayanabilirsen tek,
herkesle düşer kalkar erdemli kalabilirsen,
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dost da düşman da incitmezse seni,
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni,
bir saatin her dakikasına emeğini katarsan hakçasına,
böylece dünyalar önüne serilir,
üstelik oğlum adam oldun demektir.
çevrende herkes şaşırsa ve bunu da senden bilse,
sen aklı başında kalabilirsen eğer,
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem de kendine güvenebilirsen eğer,
bekleyebilirsen usanmadan,
yalanla karşılık vermezsen yalana,
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana,
düşlere kapılmadan düş kurabilir,
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
ne kazandım diye sevinir,
ne yıkıldım diye yerinir,
ikisine de vermeyebilrsen değer,
söylediğin gerçeği derip büken düzenbaz,
kandırabilir diye saflar dert etmezsen,
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
koyulabilirsen işe yeniden,
döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın diline
baştan tutabilirsen yolunu,
yüregine, sinirine "dayan" diyecek,
direncinden başka şeyin kalmasa da,
herkesin bırakıp gittiği noktada
sen dayanabilirsen tek,
herkesle düşer kalkar erdemli kalabilirsen,
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dost da düşman da incitmezse seni,
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni,
bir saatin her dakikasına emeğini katarsan hakçasına,
böylece dünyalar önüne serilir,
üstelik oğlum adam oldun demektir.
hindistanda bir mahalle.
joseph rudyard kipling 30 kasım 1865 bombay’da doğdu, 17 ocak 1936 londra’da öldü; ingiliz şair, roman ve hikayeci.
altı yaşına geldiği zaman, hindistan’ın ikliminin ingiliz çocuklarının sağlığına iyi gelmeyeceğini düşünen anne ve babası onu ingiltere’de yaşayan bir ailenin yanına gönderdi.
küçük kipling’in bu ailenin yanında geçirdiği altı yıl, bedensel ve zihinsel baskılarla doluydu. sonunda gerçek anne ve babası onu bu eziyetli yaşamdan kurtarıp, devon’daki bir yatılı okula gönderdi.
ilk tahsilini ingiltere’de yaptıktan sonra hindistan’a döndü. lahor’da gazeteciliğe başlayıp, genç yaşta yazıları ile kendini kabul ettirdi. 1889’da ingiltere’ye dönüp londra’ya yerleşti. ingiliz dilini ustalıkla kullanması, hindistan’daki hayatı yazılarında konu alması, romantizmle, realizmi birleştirmeyi başarması ona 1907 yılındaki nobel edebiyat ödülünü kazandırdı. iki kez şövalyelik ödülüne layık görüldüğü halde kabul etmedi.
kipling çocuklar için birçok kitap yazdı. tüm yazılarında hayata ve insanlara duyduğu bağlılık ve hayranlığı hissettirmeyi bildi. yarattığı tiplemeler ve öyküler sayesinde, insan yaşamının en derin öğelerini bir portre gibi betimlemeyi başardı.
’cengel kitabı’ ilk kez 1894 yılında yayımlandı. bir yıl sonra da öykünün devamı geldi. bu kitaplar maugli’nin tiplemesini ve maceralarını günümüze değin en güzel şekilde taşıyan örnekler olarak kabul edilir.
kitaplarındaki öğeler bu kadarla da bitmez. hepsini sayılsa, tüm walt disney filmlerine yetecek kadar malzeme oluşturur. fil tomai, ayı balo, kara panter bagera, kaplan sirhan ve hint faresi riki-tiki-tavi unutulmaz tiplemelerinden birkaçıdır.
etrafımızdaki insanların taşıdığı pek çok özelliği bu hayvan tiplemelerinde bulabiliriz. ama hepsinin kendine özgü yanları olduğunu da gözardı edemeyiz. bu kitaplardan alınacak en önemli ders ise şudur: orman büyük, yavru ise küçüktür.
yaşadığı devirde, doğunun eşsiz zenginliklerini tabiatın güzelliklerini ve hayvanlar alemini açık bir dille anlatmış, okuyucuyu büyük ustalıkla yazılarına bağlamıştır. şiir ve romanlarının yanında zamanın en usta hikayecisi olarak tanınan kipling, küçük hikaye sanatını çok iyi biliyordu. hayatını yazı yazmakla geçiren ingiliz hikayecisi 1936 yılında londra’da öldü.
http://tr.wikipedia.org
altı yaşına geldiği zaman, hindistan’ın ikliminin ingiliz çocuklarının sağlığına iyi gelmeyeceğini düşünen anne ve babası onu ingiltere’de yaşayan bir ailenin yanına gönderdi.
küçük kipling’in bu ailenin yanında geçirdiği altı yıl, bedensel ve zihinsel baskılarla doluydu. sonunda gerçek anne ve babası onu bu eziyetli yaşamdan kurtarıp, devon’daki bir yatılı okula gönderdi.
ilk tahsilini ingiltere’de yaptıktan sonra hindistan’a döndü. lahor’da gazeteciliğe başlayıp, genç yaşta yazıları ile kendini kabul ettirdi. 1889’da ingiltere’ye dönüp londra’ya yerleşti. ingiliz dilini ustalıkla kullanması, hindistan’daki hayatı yazılarında konu alması, romantizmle, realizmi birleştirmeyi başarması ona 1907 yılındaki nobel edebiyat ödülünü kazandırdı. iki kez şövalyelik ödülüne layık görüldüğü halde kabul etmedi.
kipling çocuklar için birçok kitap yazdı. tüm yazılarında hayata ve insanlara duyduğu bağlılık ve hayranlığı hissettirmeyi bildi. yarattığı tiplemeler ve öyküler sayesinde, insan yaşamının en derin öğelerini bir portre gibi betimlemeyi başardı.
’cengel kitabı’ ilk kez 1894 yılında yayımlandı. bir yıl sonra da öykünün devamı geldi. bu kitaplar maugli’nin tiplemesini ve maceralarını günümüze değin en güzel şekilde taşıyan örnekler olarak kabul edilir.
kitaplarındaki öğeler bu kadarla da bitmez. hepsini sayılsa, tüm walt disney filmlerine yetecek kadar malzeme oluşturur. fil tomai, ayı balo, kara panter bagera, kaplan sirhan ve hint faresi riki-tiki-tavi unutulmaz tiplemelerinden birkaçıdır.
etrafımızdaki insanların taşıdığı pek çok özelliği bu hayvan tiplemelerinde bulabiliriz. ama hepsinin kendine özgü yanları olduğunu da gözardı edemeyiz. bu kitaplardan alınacak en önemli ders ise şudur: orman büyük, yavru ise küçüktür.
yaşadığı devirde, doğunun eşsiz zenginliklerini tabiatın güzelliklerini ve hayvanlar alemini açık bir dille anlatmış, okuyucuyu büyük ustalıkla yazılarına bağlamıştır. şiir ve romanlarının yanında zamanın en usta hikayecisi olarak tanınan kipling, küçük hikaye sanatını çok iyi biliyordu. hayatını yazı yazmakla geçiren ingiliz hikayecisi 1936 yılında londra’da öldü.
http://tr.wikipedia.org
(bkz: rudyard kipling)
meşhur rudyard kipling şiirinin orjinal adi.
bayanlarin evlenilecek adam seçerken aradiklari özellikleri barindiran yegane adam.
(bkz: amatem)
(bkz: ömür)
sisme kadin genelevi
- cemal abi havali denizi soruyolar, ne diyim?
- tamirda... hava gaciriyordu lasdikciye gonderttim... ooleden
sonra beste gelir...
- zehra inik mi?
- biraz basinci dusuk... ula needecek zehrayi denizi... bunlarin
hepsi plasdik, ayni galiptan cikma... isimlerini ben uydurdum,
gelsin iste verelim bi tane...
- olur mu abi... havali denizin hammaddesi farkliymis...
- baslatmasinlar simdi hamindan maddesinden... yirmisekiz atmosfer
havayi basdin mi, hepsi olsun sana havali deniz... sen birak o
gapidaki geyigi, niyeti yok, oolesine bakiniyo kavat... iceri
gel, siparis aldim... telefon geldi... gulbeyazi bi
kesekagidina go... darlabasi basag apartmani bes numeronun
balkonundan seper sargitacaklar... sepetin dibinden parayi al,
at icine gulbeyazi...
- hediye ambalaji yapiim mi?
- iyi sooledin bag, unutuyodum... gobegie tukenmez galemilen "iyi
ki dogdun basri" yazilacak... yazarkene galemin ucunu basdirip
patlatma gariyi... sonra hemen tukkana don, garilari sondur,
kepengleri gapat...
- usta yaa her aksam bunlari sondurup sabahleyin tek tek
sisirmekten tiknefes oldum... sisik kalsa olmuyo mu?
- olur mu oglum... tukkanin bereketi gacar...
* * *
- yasar... gel hele buraya...
- buyur cemal usta...
- zehra nerde zehra?...
- hanki?
- cunyor zehra... ifak olani... havali denizin yanindaki rafda
duruyodu hani...
- haa o zehra... noolmus ona?
- ayak yapma patladirim gafani, vurdum mu bi de yer carpar, agzin
yuzun sisme garilar kibin siser... zehra nerde?
- naapican be aabi? zaten bi tarafi sonuyodu... belalilari gelip
bicakladi...
- sisme fahisenin belalisi olur mu len?
- koyden gelmisler kardesleri miymis neymis? mongolfiyer
kardesler... biliyosun sisen balonu onlar icad etti... ya da
ucan balon oole bisi yani... zeplin filan... zehrayi da onlar
icad edip sisirmis... oho...
- yalan deme... dogru gonus...
- seviyorum abi... onu eve goturdum... evinin plastik kadini
oldu... izin ver, zehrayi kurtariim bu hayattan...
- tukkanin sermayesine yan gozle bakilir mi it?
- ver elini opiim abi... sevenlerin arasina girme... zehra artik
evinin plastik kadini...
- zehrayi da seni de sondurucem...
- yapma abi, calisir oderim... sondurme bizi... zehra zor sisiyo
zaten...
- o bir laylon...
- naylon...
- her neyse, bir laylon parcasi icun sana ekmek veren ustana
ihanet mi ettin... al oyleyse... aall...
- vurma abi... elini kana bulama... hapisanede "plastik kadindan
iceri dusmus" biri olarak hic havan olmaz... hem ne guzel vergi
rekortmeni olucaktin, kiyma kendine... ver elini opelim affet
bizi... zehrayi sisirip orttum, artik o senin bildigin zehra
degil, yuvasinda, koridorun kenarinda duruyo, annem ustune
dantel ordu... gece tv seyrederken, icinde ampul yakiyoruz, cok
guzel oluyo... seviyom... onun icin daglari delerim, un ederim,
rica ederim, vurma cemal abi. gonul fermantasyon dinlemiyor ama.
gonul bu, aka da konar, moka da... hatta plastige bile
konuslanir, yuva yapar...
- cemal abi havali denizi soruyolar, ne diyim?
- tamirda... hava gaciriyordu lasdikciye gonderttim... ooleden
sonra beste gelir...
- zehra inik mi?
- biraz basinci dusuk... ula needecek zehrayi denizi... bunlarin
hepsi plasdik, ayni galiptan cikma... isimlerini ben uydurdum,
gelsin iste verelim bi tane...
- olur mu abi... havali denizin hammaddesi farkliymis...
- baslatmasinlar simdi hamindan maddesinden... yirmisekiz atmosfer
havayi basdin mi, hepsi olsun sana havali deniz... sen birak o
gapidaki geyigi, niyeti yok, oolesine bakiniyo kavat... iceri
gel, siparis aldim... telefon geldi... gulbeyazi bi
kesekagidina go... darlabasi basag apartmani bes numeronun
balkonundan seper sargitacaklar... sepetin dibinden parayi al,
at icine gulbeyazi...
- hediye ambalaji yapiim mi?
- iyi sooledin bag, unutuyodum... gobegie tukenmez galemilen "iyi
ki dogdun basri" yazilacak... yazarkene galemin ucunu basdirip
patlatma gariyi... sonra hemen tukkana don, garilari sondur,
kepengleri gapat...
- usta yaa her aksam bunlari sondurup sabahleyin tek tek
sisirmekten tiknefes oldum... sisik kalsa olmuyo mu?
- olur mu oglum... tukkanin bereketi gacar...
* * *
- yasar... gel hele buraya...
- buyur cemal usta...
- zehra nerde zehra?...
- hanki?
- cunyor zehra... ifak olani... havali denizin yanindaki rafda
duruyodu hani...
- haa o zehra... noolmus ona?
- ayak yapma patladirim gafani, vurdum mu bi de yer carpar, agzin
yuzun sisme garilar kibin siser... zehra nerde?
- naapican be aabi? zaten bi tarafi sonuyodu... belalilari gelip
bicakladi...
- sisme fahisenin belalisi olur mu len?
- koyden gelmisler kardesleri miymis neymis? mongolfiyer
kardesler... biliyosun sisen balonu onlar icad etti... ya da
ucan balon oole bisi yani... zeplin filan... zehrayi da onlar
icad edip sisirmis... oho...
- yalan deme... dogru gonus...
- seviyorum abi... onu eve goturdum... evinin plastik kadini
oldu... izin ver, zehrayi kurtariim bu hayattan...
- tukkanin sermayesine yan gozle bakilir mi it?
- ver elini opiim abi... sevenlerin arasina girme... zehra artik
evinin plastik kadini...
- zehrayi da seni de sondurucem...
- yapma abi, calisir oderim... sondurme bizi... zehra zor sisiyo
zaten...
- o bir laylon...
- naylon...
- her neyse, bir laylon parcasi icun sana ekmek veren ustana
ihanet mi ettin... al oyleyse... aall...
- vurma abi... elini kana bulama... hapisanede "plastik kadindan
iceri dusmus" biri olarak hic havan olmaz... hem ne guzel vergi
rekortmeni olucaktin, kiyma kendine... ver elini opelim affet
bizi... zehrayi sisirip orttum, artik o senin bildigin zehra
degil, yuvasinda, koridorun kenarinda duruyo, annem ustune
dantel ordu... gece tv seyrederken, icinde ampul yakiyoruz, cok
guzel oluyo... seviyom... onun icin daglari delerim, un ederim,
rica ederim, vurma cemal abi. gonul fermantasyon dinlemiyor ama.
gonul bu, aka da konar, moka da... hatta plastige bile
konuslanir, yuva yapar...
soru 1:soykırım gerçek ise, ermeniler neden göç ettirildikleri suriyeden bu insanlık dışı muameleye tabi tutuldukları topraklara aynı tarih diliminde geri döndüler?
soru 2:soykırım gerçekse neden pek çok ermeni dönüp kendilerine soykırımı reva görmüş halkın istiklal savaşına katıldı?
soru 3:kurtuluş savaşına katılıp, bu ülkenin kurtarılması uğruna can veren, gazi olan ve tbmm kararıyla istiklal madalyası almaya hak kazanan ermeni er ve rütbeli subayların varlığı nasıl açiklanir?
soru 2:soykırım gerçekse neden pek çok ermeni dönüp kendilerine soykırımı reva görmüş halkın istiklal savaşına katıldı?
soru 3:kurtuluş savaşına katılıp, bu ülkenin kurtarılması uğruna can veren, gazi olan ve tbmm kararıyla istiklal madalyası almaya hak kazanan ermeni er ve rütbeli subayların varlığı nasıl açiklanir?
(bkz: ceza)
- amca ben sizi cok sevdim
- ne oldu bana baba mı diyeceksin?
- ohooo hemen gotun kalktı ha
- ne oldu bana baba mı diyeceksin?
- ohooo hemen gotun kalktı ha
(bkz: cunda)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?