onun için söylenecek tek şey adam sandık eşşeği alnımıza değdi daşşağı..
recep tayyip erdoğan
dili hep sürçen, dil mağduru başbakan. efendim şimdi de iki kere üst üste bağırarak 1974 de faiz oranı yüzde kırk demiş, yanlış olduğu ortaya çıkınca ilk fırsatta yüzde yüziki diye düzeltmiştir. ilginç bir şahsiyettir, dilinde bir sorun mu vardır?
abdullah gül ün cumhurbaşkanı olmasının akabinde dört defa köşke çıkmış olan bireydir. bu kadar kısa zamanda. zannediyorum gelecek için alıştırma yapıyor kendileri. ve evet osuruktan nem kapıyorum yalan değil.
sürekli eleştirilere maruz kalmış lider ruhlu başbakanımızdır. çeşitli provakasyonlarla bilgi sahibi olmayan insanların, yavruların beyinleri yıkanmıştır hakkında. üzülünen nokta, anadolu insanına bakıp onların başbakanı ne kadar kucakladığnı, ona minnettar olduklarını görememektir. yeni hükümetin kurulmuş olmasıyla beraber türkiye cumhuriyeti, katkılarıyla yıllardır hasret kaldığı cumhuriyeti yaşayacaktır belki de. okullardaki 29 ekim törenlerine 2-3 kişi değil onlarca kişi gelecektir sayesinde önümüzdeki yıllarda.
ya gerçekten süper bir adam, yada çok iyi rol yapıyor.cebe indirdiği paralar ve çevresindekilere kazandırdığı milyar ytl ler inkar edilemez görünüyor.oğlunun hala askerlik yapmaması ve belediye başkanlığı döneminde bir kadını şişli de ezerek öldürmesinin örtbas edilmesinden sonra örnek bir lider olma şansını kaybetmiş.oğlunun aldığı servet değerindeki gemiler de bu olayı perçinlemiştir.allah sonunu hayır etsin diyoruz.
para aşığı vatandaşlarımızın lideri.vatan millet kavramını unutmuşların önderi.para için her şeyi yapacakların allahı olmuştur.
edit:işine gelmeyince basıyon (-) yi dimi. (bkz: o kendini biliyor)
para aşığı vatandaşlarımızın lideri.vatan millet kavramını unutmuşların önderi.para için her şeyi yapacakların allahı olmuştur.
edit:işine gelmeyince basıyon (-) yi dimi. (bkz: o kendini biliyor)
hakkında yapılan eleştirilerin çoğu zaman kanıtlanamadığı, sadece spekülasyonlarda kaldığı başbakanımızdır. ayrıca öyle liderdir ki insanlar, hakkında sürekli yorum yapmaktadır, ne yaptığını takip etmektedir; iyi ya da kötü. bilgi sözlükte hakkındaki sayfa sayısı 15’ e ulaşmıştır. parayı canı sayanların saydığı düşünülür kendisini. öte yandan cumhurbaşkanı olabilecekken abdullah gül’ ü zirveye taşıması bu düşünceyi tamamıyla çürütmektedir. bazılarının buna ikna olması zaman alacaktır, hoş görülesidirler, sevilesidirler.
acımasızca eleştrildiği halde yapılan haksızlıkları bir türlü ispatlayamayanların düştüğü aciz durumda olan insanların da başbakanıdır maalesef.
1996 yılında belediye başkanlığı yaptığı dönemlerde "cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır." sözünü sarfetmiş, imam hatipli olmasa da milli görüşlü bir cumhurbaşkanı yaratmış olan kişi.
"egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, yalan! külliyen yalan!!"
ifadesini kullanacak kadar cürretkar, saldırgan, saygısız ve de, balık hafızalı.
(bkz: be hey durzu)
ifadesini kullanacak kadar cürretkar, saldırgan, saygısız ve de, balık hafızalı.
(bkz: be hey durzu)
içimden kendisi hakkında "lan ben senin teeey a.k." şeklinde düşündüğüm, ve fakat bunu dillendirmediğim düşünce balonumun öznesidir.
aforizmalarıyla yaran şahsiyet.
21 ekim 2007 hakkari pkk catismasi sonrası yaptığı konuşmada dahi basına yüklenmiş, tüm yaşananların müsebbibi basınmış gibi ajite etmek ile suçlamış tuhaf bir bireydir.
(bkz: rezili rusvan)
(bkz: rezili rusvan)
5 kasimda beyaz saraya gidip icazet alacakmi$.bush tamam derse kuzey irak a giricez, olmaz derse de herhalde mal mal oturmaya devam edicez.
"bu gun vatanın için ne yaptın ? " sorusuna ömrünün sonuna kadar cevap veremeyecegini düşündügüm insan zira " bu gun allah için ne yaptın ? " sorusunun da secdesi , kıblesi abd olan birine sorulmasına gerek yok
#693882
sabrına hayran olduğum bir bireydir kendisi. buna mukabil bu sabrından dolayı kendisine pes! demeyi de bir borç biliyorum. evet.
duyarlı bir vatandaşımızın aşağıdaki mektubu yazdığı sayın!!! başbakanımızdır.
sayın başbakan,
birbirinden başarılı iki oğul babasısınız. oğlunuz burak alnının teriyle
genç yaşta gemi aldı. diğer oğlunuz bilal, dünya bankası’ndaki
başarılarıyla stratejik ortağınız amerikan başkanı bushun bile
iltifatlarına mazhar oldu. ikisi de pırlanta gibi, allah bağışlasın.
demem o ki, bir evlat nasıl yetişir, bir baba evladına baktığında nasıl içi
titrer, nasıl burnunun direği sızlayarak sever biliyorsunuz...
ama oğlu ertesi gün askerlik kur ası çekecek bir baba o geceyi nasıl geçirir,
güneydoğuyu çeken oğlunu otobüse nasıl bindirir, 15 ay boyunca geceyi
gündüze nasıl ekler, saat başı haberlerini nasıl içi içini yiyerek seyreder,
telefonda konuştuğunda operasyona gidiyoruz, hakkını helal et baba diyen
oğluna ne cevap verir, bilmiyorsunuz.
çünkü dediğim gibi oğullarınızdan biri armatör oldu. güneydoğuda deniz
yok, atatürk barajı da oğlunuzun gemisi için pek küçük kalır, yakışık
almaz. yani burak güvende. allah bağışlasın.
e diğer oğlunuz bilal de dediğim gibi dünya bankasındaydı. şimdi ise dünya
bankası her nedense sözleşmesini yenilemediği için the brooking institutionda.
işi düşünce üretmek olan bu kuruluş da geçenlerde diyarbakırın belediye
başkanı sayın !!!! osman baydemiri ağırlamıştı, hatırlatırım. yani
sözün kısası bilal de washingtonda, güvende. allah bağışlasın.
o yüzden de artık şehit cenazeleri görmek istemiyoruz diyen bir vatandaşa
gönül rahatlığıyla askerlik yan gelip yatma yeri değildir, canım kardeşim
diyebiliyorsunuz.
ben de artık şehit cenazeleri görmek istemeyenlerdenim, bu yüzden ben de sizin
canım kardeşim diye hitap edebildiklerinizdenim. can kardeşliğin verdiği
samimiyet hissiyle, olanca içtenliğimle merak ediyorum.
sayın başbakan, 5 ayda verilen 50 şehidin ardından, “askerlik yan gelip yatma
yeri değildir” dediğiniz için; şehitlere “kelle” dediğiniz için hiç mi
utanmıyorsunuz?
bırakın politikaya devam etmeyi, meydanlarda büyük büyük laflar etmeyi; hala
nasıl sokağa çıkabiliyorsunuz?
artık neredeyse her gün kalkan cenazelerde o kadar kişi tek bir ağızdan sizi ve
bakanlarınızı yuhalarken ne hissediyorsunuz? yani mesela, “yan gelip değil,
can verip yattılar” diye bağırırken binlerce kişi, yer yarılsa da içine
girsem diyebiliyor musunuz?
orada, şehitlerin cenazesinde, ajan smith gözlüklerinizle gizlerken yüzünüzü,
neye daha çok üzülüyorsunuz? şehitlere mi, düştüğünüz hale mi?
iktidarınızın ilk günlerinde terör sıfırken dört buçuk yılın sonunda
gelinen durum nedeniyle hiç mi suçluluk duymuyorsunuz?
şimdi sürekli şehitlik üzerinden siyaset yapmayın diyorsunuz ya meydanlarda.
peki, o zaman tam seçim arifesinde niye şehit aileleri ile gazilere toki
aracılığıyla kurasız ucuz konut veriyorsunuz? bu durumda asıl siz şehitler
üzerinden siyaset yapmış olmuyor musunuz?
sayın başbakan, bir baba olarak soruyorum size. aynaya baktığınızda ne
görüyorsunuz? akşam yastığa başınızı koyduğunuzda uyuyabiliyor musunuz?
kelle deyip geçtiklerinizin ahından korkmuyor musunuz? o mağrur, çocuk
bakışlı erler, onların babasız evlatları, anaların ağıtları, babaların
vatan sağ olsun derken titreyen dudakları hiç mi rüyanıza girmiyor?
bir canım kardeşiniz olarak olanca samimiyetimle soruyorum. bu kadar sevilmemek
nasıl bir duygu sayın başbakan?
ha, bu arada. bir oğlunuz, bilal, hani stratejik ortağınız bushun
iltifatlarına mazhar olan, askere gitmedi. diğeri, burak, hani alnının teriyle
gemi alan ise çürük raporu almış. askerlik yapmayacakmış.
ne diyeyim. bilal de, burak da pırlanta gibi çocuklar. allah bağışlasın.
(bkz: yorumsuz)
sayın başbakan,
birbirinden başarılı iki oğul babasısınız. oğlunuz burak alnının teriyle
genç yaşta gemi aldı. diğer oğlunuz bilal, dünya bankası’ndaki
başarılarıyla stratejik ortağınız amerikan başkanı bushun bile
iltifatlarına mazhar oldu. ikisi de pırlanta gibi, allah bağışlasın.
demem o ki, bir evlat nasıl yetişir, bir baba evladına baktığında nasıl içi
titrer, nasıl burnunun direği sızlayarak sever biliyorsunuz...
ama oğlu ertesi gün askerlik kur ası çekecek bir baba o geceyi nasıl geçirir,
güneydoğuyu çeken oğlunu otobüse nasıl bindirir, 15 ay boyunca geceyi
gündüze nasıl ekler, saat başı haberlerini nasıl içi içini yiyerek seyreder,
telefonda konuştuğunda operasyona gidiyoruz, hakkını helal et baba diyen
oğluna ne cevap verir, bilmiyorsunuz.
çünkü dediğim gibi oğullarınızdan biri armatör oldu. güneydoğuda deniz
yok, atatürk barajı da oğlunuzun gemisi için pek küçük kalır, yakışık
almaz. yani burak güvende. allah bağışlasın.
e diğer oğlunuz bilal de dediğim gibi dünya bankasındaydı. şimdi ise dünya
bankası her nedense sözleşmesini yenilemediği için the brooking institutionda.
işi düşünce üretmek olan bu kuruluş da geçenlerde diyarbakırın belediye
başkanı sayın !!!! osman baydemiri ağırlamıştı, hatırlatırım. yani
sözün kısası bilal de washingtonda, güvende. allah bağışlasın.
o yüzden de artık şehit cenazeleri görmek istemiyoruz diyen bir vatandaşa
gönül rahatlığıyla askerlik yan gelip yatma yeri değildir, canım kardeşim
diyebiliyorsunuz.
ben de artık şehit cenazeleri görmek istemeyenlerdenim, bu yüzden ben de sizin
canım kardeşim diye hitap edebildiklerinizdenim. can kardeşliğin verdiği
samimiyet hissiyle, olanca içtenliğimle merak ediyorum.
sayın başbakan, 5 ayda verilen 50 şehidin ardından, “askerlik yan gelip yatma
yeri değildir” dediğiniz için; şehitlere “kelle” dediğiniz için hiç mi
utanmıyorsunuz?
bırakın politikaya devam etmeyi, meydanlarda büyük büyük laflar etmeyi; hala
nasıl sokağa çıkabiliyorsunuz?
artık neredeyse her gün kalkan cenazelerde o kadar kişi tek bir ağızdan sizi ve
bakanlarınızı yuhalarken ne hissediyorsunuz? yani mesela, “yan gelip değil,
can verip yattılar” diye bağırırken binlerce kişi, yer yarılsa da içine
girsem diyebiliyor musunuz?
orada, şehitlerin cenazesinde, ajan smith gözlüklerinizle gizlerken yüzünüzü,
neye daha çok üzülüyorsunuz? şehitlere mi, düştüğünüz hale mi?
iktidarınızın ilk günlerinde terör sıfırken dört buçuk yılın sonunda
gelinen durum nedeniyle hiç mi suçluluk duymuyorsunuz?
şimdi sürekli şehitlik üzerinden siyaset yapmayın diyorsunuz ya meydanlarda.
peki, o zaman tam seçim arifesinde niye şehit aileleri ile gazilere toki
aracılığıyla kurasız ucuz konut veriyorsunuz? bu durumda asıl siz şehitler
üzerinden siyaset yapmış olmuyor musunuz?
sayın başbakan, bir baba olarak soruyorum size. aynaya baktığınızda ne
görüyorsunuz? akşam yastığa başınızı koyduğunuzda uyuyabiliyor musunuz?
kelle deyip geçtiklerinizin ahından korkmuyor musunuz? o mağrur, çocuk
bakışlı erler, onların babasız evlatları, anaların ağıtları, babaların
vatan sağ olsun derken titreyen dudakları hiç mi rüyanıza girmiyor?
bir canım kardeşiniz olarak olanca samimiyetimle soruyorum. bu kadar sevilmemek
nasıl bir duygu sayın başbakan?
ha, bu arada. bir oğlunuz, bilal, hani stratejik ortağınız bushun
iltifatlarına mazhar olan, askere gitmedi. diğeri, burak, hani alnının teriyle
gemi alan ise çürük raporu almış. askerlik yapmayacakmış.
ne diyeyim. bilal de, burak da pırlanta gibi çocuklar. allah bağışlasın.
(bkz: yorumsuz)
kendisine söylenenleri bir türlü duymayan ya da duymamazlıktan gelen başbakandır kendisi. bu ülkede çok eleştirilen süleyman demirelden bile çok şey öğrenmelidir kendisi. en azından üslup nedir onu öğrenmelidir.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?